korku oyunu Diablo Oyun Evreni ve Kısa Korku Filmi Tadındaki Sinematikleri

Forum Yönetimi
Yönetici
Mesajlar
69
Tepkime puanı
0
Puanları
8
Diablo Oyun İncelemesi – Oyun evreni ve hikayesi. Oyun senaryosunun bir bütün olarak anlaşılması için gereken tüm bilgiler…

Diablo Oyun İncelemesi – Oyun evreni ve hikayesi. Oyun senaryosunun bir bütün olarak anlaşılması için gereken tüm bilgiler…

Korku ve fantastik temalı oyun severler için tam bir efsane olan Diablo serisinin dördüncü oyununun 2021 yılında piyasaya çıkacağı duyuruldu. Oyunun kısa bir korku hikayesi niteliğindeki sinematik’i kısa süre önce yayınlandı.

Ancak oyun severlerin çok iyi bildiği gibi oyunun yaratıcısı olan Blizzard, zamanlama konusunda verdiği sözleri tutmakta pek iyi değil. Her ne kadar bizce Diablo IV’ün, her zamanki gibi açıklanan tarihten çok sonra piyasa gireceği kesin gibi olsa da kısa korku hikayesi kıvamındaki yaklaşık 10. uzunluğundaki sinematiği kesinlikle izleme değer.


Oyunun Hikayesi – Diablo Oyun Evreni

Oyun severlerin gayet aşina olduğu bir hikaye olmasına rağmen yeni başlayanlar için çok keyifli bir fantastik korku senaryosu keyfi vereceğini düşündüğümüz için oyunun hikayesini sizlerle paylaşmak istiyoruz…

Cennet ve Cehennem Arasındaki Kadim Savaş
Kadim Cennet ve Cehennem arasında Düzen ve Kaos uğruna verilen savaşın ne zaman başladığı bilinmez. Tıpkı uğruna savaştıkları kavramlar gibi asla birbirine üstün gelemeyen bu iki taraftan çatlak sesler çıkması hiç gecikmez. Cennet‘i yöneten Melekler Konseyi’nin bir üyesi olan Inarius, savaşın bir yere varmayacağını düşünür ve kendisi gibi düşünenleri aramaya başlar. Şaşırtıcı olan, Inarius en büyük desteği Cehennem çukurlarından görür. Mephisto adlı iblisin kızı olan Lilith, Inarius‘un saflarına katılır.

Sanctuary’nin Keşfi
Inarius ve Lilith kendileri gibi düşünen melek ve iblisleri yanlarına alarak Cennet ve Cehennem arasındaki savaştan kaçarlar. Inarius, Büyük Karanlık adını verdikleri sonsuzlukta kendilerine barış içinde yaşayacak bir yer aramaya başlar ve Sanctuary‘yi keşfeder. Sanctuary, melek ve iblislerin daha önce görmediği zenginliklere sahip bir dünyadır. Inarius, Worldstone isimli dev kristali yaratır ve böylece Cennet ve Cehennem‘le Sanctuary arasında görünmez bir kalkan oluşturur.

Nephalem Irkının Doğuşu
Burada uzun süre Melek ve İblisler barış içinde yaşar ve bir süre sonra çiftleşerek ilk nesil insanları yani Nephalem soyunu yaratırlar. Ancak Nephalemlerin büyük güç potansiyeli olan bir ırk olduğu çok geçmeden ortaya çıkar. Sanctuary‘deki dengeler bu keşifle birlikte altüst olur. Birbirine delicesine aşık Inarus ve Lilith birbirlerine ters düşer.

Inarius onların yok edilmesi gerektiğini savunur; Lilith ise dengeleri değiştiren bu varlıkların Cennet ve Cehennem‘i işgal ederek bütün savaşlara son verebilecek bir silah olabileceğini söyler. Inarus inatla Nephalem soyunu küçük görür ve onların yok edilmesini ister. Lilith, Inarus‘u terk edip kendi Nephalem ordusunu kurmaya başlar. Inarus bunu bir ihanet olarak algılar. Lilith‘i Büyük Karanlık’a sürgüne yollar. Bu olaydan hemen sonra birçok nephalem öldürülür. Inarius‘un oğlu Rathma ve Bul-Kalos gibi nephalemler Inarus‘un gazabından kurtulur.

Rathma ve Bul-Kalos daha sonra Trag’Oul adlı bir ejderha ile karşılaşırlar. Sanctuary‘nin koruyucusu olduğunu söyleyen Trag’Oul; Sanctuary‘nin çocukları olarak gördüğü ikiliye kendi güçlerinin evreni değiştireceğini söyler ve ortadan kaybolur. Inarius, geride kalan Nephalemleri kontrol altında tutmak için Worldstone aracılığıyla bütün Nephalem soyunun gücünü kendisi için kullanmaya başlar ve onların mutlak tanrısı olur.

Günah Savaşı
Zaman geçer ve Cehennem çukurlarını mutlak bir güçle yöneten üç kardeş Mephisto, Baal ve Diablo Sanctuary’yi keşfeder. Bu Cehennem‘in aradığı fırsattır: Cennet‘le olan savaşta dengeleri bozacak bir güç, yeni bir savaş alanı. Sanctuary‘ye gitmek istediklerinde bunu başaramazlar. Worldstone‘dan habersiz olsalar da Mephisto bir şekilde oğlu Lucion‘u Sanctuary‘ye göndermeyi başarır. Nephalemlerin kılığına giren Lucion, Triune adı verdiği dini kurar ve Nephalemleri kendi tarafına çekmeye başlar.

Inarius bunu fark ettiğinde tanrısal güçlerini kullanarak ortaya bazı mucizeler çıkartır ve Cathedral of Light adlı dini kurar. Kendini de peygamber ilan eder. Ardından Triune’yle Cathedral of Light gizli bir savaşa tutuşur. Ancak savaş beklendiği gibi gitmez ve Nephalem‘lerin kararsız ve ilgisiz tutumlarından dolayı savaşta kimse birbirine üstün çıkamaz. Ancak bu durum Lilith‘in sürgünden geri dönmesiyle değişir.

Lilith, kendine dünya üzerinde bir maşa ararken, direkt olarak kendi ve Inarius‘ın saf kan soyundan gelen birisini bulur: Uldyssian. Uldyssian bir çiftçi olarak sürdürdüğü yaşamında ailesini bir salgına kurban etmiştir ve inancını sorgulayan birisi olarak ne Triune ne de Cathedral of Light’ın misyonerlerine güvenmektedir. Lilith, bir komplo kurarak önce Uldyssian’a kendi güçlerinin bir parçasını verir. Bu yüzden Uldyssian bir kavgada kontrolü dışında birçok Triune ve Cathedral of Light misyonerini öldürür. Gücünden ve farklı olduğundan dolayı Seram sakinleri tarafından avlanmaya başlayan Uldyssian daha sonra kardeşi Mendeln ve arkadaşlarıyla birlikte buradan kaçar.

Bu arada Lilith, Uldyssian’a yaklaşan herkese büyü güçleri vermeye başlar. Önce arkadaşları ve sonra da Mendeln’e verilen güçleri gören Sanctuary sakinleri; Uldyssian’ı bir peygamber olarak görüp ona tapınmaya başlar. Edyrem dini bu şekilde kurulmuş olur.

Bu olayla Lilith hem Inarus’un, hem de Triune’nin başındaki Mephisto‘nun oğlu Lucion’un dikkatini çeker. Lucion, Uldyssian’ı öldürmeye karar verir. Bu arada Lilith ve Inarius’un oğlu Rathma ortaya çıkarak Uldyssian’ın saflarına katılır. Mendeln’e mentor olan Rathma daha sonra Trag’Oul’lun yaşam ve ölüm arasındaki dengeyi koruyan öğütlerini Mendeln’e öğretir. Böylece ilk Necromancer doğmuş olur.

Lilith Worldstone aracılığıyla her geçen gün Inarus’un artan gücünün durdurulması için Uldyssian’ı Worldstone’un bulunduğu Arreat dağına yönlendirir. Uldyssian burada Worldstone’u koruyan Bul-Kalos’la karşılaşır. Buradaki savaş sonucunda Bul-Kalos yenilir ancak Uldyssian onu öldürmez. Bul-Kalos, Rathma’yla birlikte Worldstone tapınağına girmesi için Uldyssian’a izin verir. Trag’Oul bu arada Rathma’ya Worldstone’un güçlerinden ve Lilith‘in planını ortaya çıkartır.

Rathma, Uldyssian’a Worldstone’u anlatır ve onu yok etmek yerine değiştirmeyi önerir. Uldyssian Worldstone’u onarılamaz şekilde değiştirdiğinde Nephalemler tekrar gerçek güçlerine kavuşmaya başlar. Ancak bilmediği şey Worldstone’un Sanctuary üzerine kurduğu koruyucu kalkanının Nephalem gücünden de beslendiğidir. Bu güç olmadığından koruyucu kalkan da ortadan kalkar.

Inarus bu olaydan habersiz, en güçlü savaşçısı Gamuel’i onu öldürmesi için gönderir. Bu plan başarısız olur ve Uldyssian Cathedral of Light’ı hedefine alır. Diablo Sanctuary’ye girmeyi başarır ve Inarius’a birlikte çalışırlarsa Uldyssian’ı yok edebileceklerini söyler. Inarius kabul eder.

Bu arada Cennet ve Cehennem savaşında Diablo‘nun ortadan kaybolduğunu fark eden Inarius’un kardeşi olan Tyrael, Büyük Karanlıkta Sanctuary’yi bulur. Tyrael hemen Cennet‘e geri döner ve Melekler Konseyini Sanctuary hakkında uyarır. Kadim Cennet, Meleklerin saf kanının iblis kanıyla kirlenmesinin sonucu olan Nephalemleri ve dolayısıyla Sanctuary’yi yok etmek için ordularını gönderir. Trag’Oul buna karşılık Sanctuary’yi meleklere karşı savunmaya başlar.

Bu arada Inarus ve Diablo Uldyssian’ı avlamaya başlarlar. Diablo Mendeln’le kapışır. Inarius ise Uldyssian’a ulaştığında tanrısal güçlere ulaşmış bu iki varlık birbirleriyle savaşmaya başlar. Onlar savaştıkça Sanctuary’de korkunç depremler ve doğa olayları yaşanmaya başlar. Yeryüzü şekilleri değişir. Bu öylesine şiddetli bir savaştır ki, Mendeln’le savaşan Diablo bile yardım için Cenennem‘e kaçar. Trag’Oul Cennet ordusunu daha fazla oyalayamaz ve aradan çekilir. Cennet ordusu Sanctuary’yi işgal eder.

Uldyssian Worldstone’un değiştirdiğinden beri güçlenmeye devam etmektedir. Trag’Oul Uldyssian’ın Sanctuary’nin son şansı olduğuna inandığından ötürü ona Worldstone’un Inarius’la olan bağlantısını ortaya çıkartır. Uldyssian Worldstone ile Inarus’un bağını koparır ve kolaylıkla Inarus’u yener. Melekler Konseyi Inarus’u teslim alır. Bunun hemen ardından zayıf düşmüş olan Uldyssian kaçarken Tyrael tarafından fark edilir. Tyrael Uldyssian’ın kendi gücünden beslenen kelepçeler yapar ve onu hapseder.

Bu olaylardan sonra Cehennem Orduları da Sanctuary’ye gelir ve Kadim Cennet ordularıyla savaşmaya başlar. Bu savaşa Günah Savaşı adı verilir. Üç taraflı olarak Cennet, Cehennem ve Nephalemler savaşır ve Nephalem’ler tarihindeki ikinci soykırımı yaşar. Bu olayları izleyen Uldyssian kelepçelerinden kurtulmanın bir yolunu bulur ve savaşın durmasını ister. Ancak Uldyssian o kadar çok güçlenmiştir ki, sadece istemesiyle zamanı durdurur. Uldyssian önce Cennet ve Cehennem güçleri Sanctuary’den kovar. Ardından da Sanctuary’yi eski haline getirmeye başlar. Ancak Sanctuary oldukça hasar görmüştür ve Uldyssian kurtarmaya çalıştıkça daha büyük hasarlar verir.

Trag’Oul, Uldyssian’a kendisini gösterir ve ona doğa üstü güçlerinin aslında onun kontrolü dışında Sanctuary’yi bir hastalık gibi kapladığını anlatır. Uldyssian buradan gitmelidir, ama nereye? Uldyssian Cennet veya Cehennem‘in bir seçenek olmadığını ve tereddütsüz bir şekilde büyük karanlığa hapsedilmek istediğini söyler. Tyrael ise Sanctuary’ye geri dönmüş olayları izlemektedir. Uldyssian ve Trag’Oul Sanctuary’den Büyük Karanlık’a gider ve Uldyssian sonsuz hapsine başlar. Tyrael kendisini kurban eden bu Uldyssian’ın türünün aslında kötülük kadar iyilik de yapabileceğinin farkına varır.

Günah Savaşı Sonrasında Yaşananlar
Savaşın sonrasında Cennet ve Cehennem ortak karar vermek amacıyla toplanır. Melekler Konseyi ve Cehennem‘in temsilcisi Mephisto arasında bir görüşme yapılır. Cennet Sanctuary’nin yok edilmesini isteyen tavrını sürdürürken, Tyrael Sanctuary’nin kurtarılması gerektiğini söyleyerek Melekler Konseyi’ni oylamaya çağırır. Oylamanın sonucunda Imperius adlı melek dışında bütün melekler Sanctuary’nin yaşamasını ister. Mephisto ise bu kararın Cehennemin çıkarına olduğundan olaya karışmaz.

Cennet ve Cehennem arasındaki bir anlaşmayla Sanctuary’nin Nephalem ya da İnsan soyuna ait olduğu karara bağlanır. İnsanlar artık kendi kaderini kendisi çizecektir. Mephisto, bu anlaşma karşılığında Inarus’u kölesi yapmak ister ve Melekler Konseyi bunu kabul eder. Mephisto‘nun neden Inarus’u istediği halen bilinmemektedir. Lilith ise ortadan kaybolur.

Cennet ve Cehennem bundan sonra Sanctuary’yi Günah Savaşı’ndan önceki zamanlara geri götürür ve bütün Nephalemlerin hafızalarını siler. Triune ve Cathedral Light ortadan kaldırılır. Uldyssian hiç doğmaz. Worldstone ise Inarius’un ilk yaptığı şekliyle Arreat Dağında tekrar yaratılmış olur ama tek bir farkla: İnsanlar asla gerçek güçlerine kavuşamasın diye Worldstone gücü kendisinde toplayacaktır. Böylece Günah Savaşı son bulur.

Diablo Serisinin Olay Akışı
Yukarıdaki oyun evreninde geçen olayların, oyun akışı içinde daha iyi anlaşılabilmesi için oyunun seri olarak bütün bölümlerinin akışına ise ayrı ayrı bakmakta fayda var. Diablo I-II-III serisinin konusunu anlamanız ve oyundan daha fazla zevk almanız için

Diablo 1
“Sanctuary” teknolojik olarak orta çağ zamanlarına denk gelen ancak mistik özellikleri de barındıran bir dünya. Oyunu oynamak için seçtiğimiz bir kahramanı yönlendiriyoruz. Diablo Cennet ve Cehennem arasındaki ütopik bir savaş olan “Günah Savaşı” ve bu savaşın bir tarafı olan Cehennem’deki olayların dünyaya sıçraması ile ilgili olayları anlatıyor. Cennet’in tüm varlıklara düzen ve disiplinin, Cehenem’in ise onlar yerine kaosun hüküm sürmesi gerektiği anlayışı yüzünden başlayan savaş gökyüzündeki en eski yıldızdan bile daha öncesine dayanmaktadır.

Cehennem’in Efendileri
Diablo oyun evreninde Cehennem 7 Büyük İblis tarafından yönetiliyor. Bunların üçü , üç temel kötülük ve Cehennem’in yöneticileri olarak öne çıkıyorlar. En küçükleri olmasına rağmen liderleri ve en güçlüsü Diablo (Dehşetin Efendisi), Baal (Yıkımın Efendisi) ve en büyükleri Mephisto (Nefretin Efendisi).

Onlardan sonra yine büyük güçlere sahip 4 iblis Azmodan (Günahların Efendisi) Belial (Yalanların Efendisi) Andariel (Izdırap Bakiresi) ve Duriel (Acının Efendisi) sıralanıyor. Normalde ölümlü dünya ile ilgili olmayan bu savaş Cehennem’de dönen bir entrika ve ardından gelen bir devrim ile ölümlü topraklara sıçrıyor. Büyük Sürgün olarak adlandırılan bu olayda 3 kardeş onlara karşı diğer 4 yönetici iblisin önderliğinde birleşen tüm Cehennem güçleri tarafından Cehennem’den sürülüyorlar. Kötülüklerine ve savaşlarına dünyaya sürülmeleri engel olmayan 3 Kardeş, Günah Savaşı‘na yeni bir boyut katıyor; İnsanlar. Taraf seçme özgürlüğünü elinde tutan tek varlık olan insanlar, her iki tarafta da kendilerine müttefikler buluyorlar.

Baş melek Tyrael’in önderliğinde, politik ve ideolojik farklılıklarını bir yana koyarak birleşen büyücü klanları, Horadrim adında bir birlik oluşturuyorlar. Bu insanların Günah Savaşı‘nda yarattığı en büyük değişimlerden biri oluyor. Tyrael’in Horadrim’e verdiği, iblisleri hapsetme gücüne sahip olan “ruhtaşları” ile Horadrim avına başlıyor. Gayet iyi bir iş çıkaran ve iblis avlamakta uzman olan Horadrim, hemen 3 iblis kardeşin peşine düşüyor.

Önce Mephisto yakalanıyor ve ruhu taşa hapsedilip, Zakarum Kilisesinin korumasına bırakılıyor. Baal, Horadrim’in önde gelenlerinden Tal-Rasha’nın önderliğindeki bir grup ile Lut Gholein civarında karşılaşıyor. Baal “Ruhtaşını”nı parçalama başarısını gösterse de parçalardan biri kalbine saplanan Tal-Rasha kendini feda ederek, kendisiyle beraber Baal‘i de Lut Gholein’in sıcak kumları altına hapsediyor. Bir şekilde Horadrim’den sürekli kaçmayı başaran küçük kardeş Diablo, batıya; Khanduras’a doğru çekiliyor. Onu Jered Cain ve bir grup Horadrim , uzun süre izini sürdükten sonra yakalıyor, ruhunu taşa hapsedip, unutulmuş bir kilisenin derinliklerine gömüyorlar.

Horadrim iblis yakalamaktaki başarısını, “Ruhtaşları”nın saklandığı yeri korumakta gösteremiyor. İblislerin yakalanması ile zamanla birbirlerine düşen büyücü klanları dağılıyor. Önce başlarında onları koruyan kalmıyor, sonra böyle bir tehlikenin bile varlığı unutuluyor. Böylece Horadrim dağılmışken, Cennet’in yolundan sapan melek Izual’ın da yardımıyla ilk serbest kalan Mephisto oluyor. Mephisto, Zakarum’un gardiyanlığından kurtulduğu gibi Zakarum düzenini etkileyerek ele geçiriyor. İblisin oyunlarına gelmeyen tek Zakarum rahibi Khalim de yolundan çekilince Mephisto hemen kardeşlerini kurtarmak için harekete geçiyor. Rahiplerinden biri olan Lazarus’u Khanduras’a götürüyor.

Lazarus Khanduras’ta her şeyden habersiz bir şekilde, kendi krallığını ilan etmiş ve eski bir katedrali kendine saray bellemiş olan Leoric’in yanına sızıyor. Katedralin derinliklerinde taşın içinde uyuyan Diablo ile bağlantıya geçen Lazarus, şeytanın dünyada vücut bulabilmesi için çalışmalara başlıyor. Horadrim ile yaptığı ve hapis olduğu durumdan dolayı zayıf olan Diablo, ele geçirmek için ilk denediği kişi olan Leoric’te, başarısız oluyor. İblise direnebilen Leoric bu zorlu savaştan ağır yaralarla çıkıyor ama akıl sağlığını yitiriyor.

Bunun üzerine Lazarus Diablo’nun yerleşmesi için kralın oğlu Albrecht’i kaçırıyor. Oğlunun yokluğundan kendi adamlarını suçlu tutan Leoric, deli haliyle gerçekleri göremiyor ve bundan sorumlu tuttuğu Lachdanan’a adamlarını saldırtıyor. Lachdanan kralın askerlerini ve en sonunda aslında sonuna kadar sadık oluğu delirmiş kralını öldürüyor. Albrecht’i ele geçiren ve kendi şekline dönüşen Diablo, son kardeşi Baal‘i kurtarmak için çalışmalara başlıyor. Tam da bu sırada uzun zaman önce Tristram’dan ayrılmış bir gezgin, eski şehrine geri dönüyor…

Diablo II
Diablo kahraman bir savaşçı tarafından öldürülmüş ve Ruhtaşı (Soulstone) sökülüp alınmıştır. Savaşçı güçlü iradesiyle Diablo‘yu kendi bedeninde hapsedebileceğini düşünür. Böylece Ruhtaşını kendi vücuduna yerleştirir. Fakat gün geçtikçe savaşçının da aklı karışmaktadır, iradesi günden güne zayıflar.

Bir gece kontrolünü kaybeder ve Tristram’a yaratıklar saldırarak herkesi katleder. Aynı gece savaşçı ortadan kaybolur. Bu katliam ve yıkımdan sadece iki kişi kurtulur. Biri korkuyla kendini savaşçının hizmetine adayan Marius’dur. Sağ kalan diğer kişi ise eski Horadrim üyesi olan yaşlı Deckard Cain’dir. Bu karanlık zamanda bir kahraman belirir ve Deckard Cain’i tutsak tutulduğu Tristram’dan kurtarır. Cain ona savaşçıdan bahseder ve birlikte onu öldürmek için savaşçının peşine düşerler. Böylece doğuya yolcukları başlar.


OYUN SİNEMATİK – BAAL’İN RUHTAŞI’NI MARİUS’TAN ALIŞI
Çölü geçerek Lut-Gholein’e varırlar. Fakat savaşçı onlardan daha önce buraya gelmiştir. Amacı küçük kardeş Baal‘ı kurtarmaktır. Tal-Rasha’nın mezarında artık değişim geçirmeye de başlamış olan savaşçı giderek Diablo‘ya dönüşür. Marius’la birlikte mezarın içlerine kadar ilerlerler. Baal‘ı bulduklarında onları orada bekleyen bir kişi daha olduğunu fark ederler. Bu kişi Başmelek Tyrael’den başkası değildir. Tyrael Diablo‘ya saldırarak onu engellemeye çalışır fakat dünya işlerine müdahale etmesi yasak olduğundan onu öldüremez.

Bu arada Marius yavaşça artık dönüşüm geçirmiş olan Baal‘e yaklaşır. Baal Marius’tan yardım istemektedir ve Marius uzanarak Ruhtaşı’nı Tal-Rasha’nın bedeninden çıkarır. Baal‘ı tutsak eden büyü artık kalkmıştır. Tyrael Marius’un düşüncelerine girerek ona yaptığı aptallığın dünyaya yıkım getireceğini söyler.


MARİUS’UN RUHTAŞI’NI TAL RASHA’NIN BEDENİNDEN ÇIKARIŞI
Bunu telafi etmenin tek yolu Hellforge giderek Ruhtaşı’nı yok etmesidir. Marius oradan kaçarak uzaklaşır fakat Tyrael kaçamaz. İki kardeş Tyrael’i yakalayarak Tal-Rasha’nın mezarına kapatır ve Kurast limanına doğru yola çıkarlar.

Marius ise gizlice onların peşinden gider. Kahramanımız mezara girerek Tyrael’i kurtarır ve ondan Diablo‘nun nereye gittiğini öğrenir. Böylece Cain’le birlikte Kurast limanına varırlar. Zakarum’da büyük kardeşleri Mephisto‘yu kurtaran Diablo ve Baal, onunla güçlerini birleştirerek Cehennem’e bir kapı açarlar. Artık savaşçı tamamen Diablo olmuştur. Kapıdan geçerek Cehennem’e gider.


MEPHİSTO, DİABLO VE BAAL’İN CEHENNEMİN KAPILARINI AÇIŞI
Marius tüm bu olanları gördükten sonra kapıdan geçmeye korkar ve Ruhtaşı’nı alarak oradan kaçar. Kahramanımız ise Zakarum kilisesinin derinlerine kadar Diablo’yu kovalar. Fakat Mephisto Zakarum kilisesinde saklanmaktadır ve öldürülüp Ruhtaşı alınacaktır. Daha sonra geçitten geçen kahramanımız Diablo‘yu bulup öldürür. Böylece Diablo’nun ve Mephisto‘un ruhtaşları Hellforge’da yok edilir. Geriye sadece Baal kalmıştır.

Baal kardeşlerinin yanından ayrıldığından beri gizlenerek kendi Ruhtaşı’nı arar. Bunun için öncelikle Marius’u bulması gerekmektedir. Baal‘ın ruhtaşıyla kaçtığından beri Marius’un hayatı altüst olmuştur. Her şeyini kaybetmiş giderek paranoyak ve saplantılı bir hale gelmiştir. Sonunda bir akıl hastanesine düşer. Baal Marius’u burada bularak onu kandırır. Tyrael kılığında gelerek Marius’tan tüm hikayeyi dinler. Sonunda yok etme bahanesiyle kendi Ruhtaşı’nı ister. Marius ona güvenerek “Halime bak Tyrael, bu taş benim felaketim oldu” der ve yanında taşıdığı Ruhtaşı’nı ona verir.


Ruhtaşı’nı alan Baal gerçek yüzünü gösterir ama artık çok geçtir. Bu defa Marius yaptığı hatayı canıyla öder. Bir yangınla her şey küle dönüşür, arkasında kanıt bırakmayan Baal ortadan kaybolur.

Baal Ruhtaşı’nı güvenceye aldıktan sonra saklanır ve kendine bir ordu kurmaya başlar. Bu orduyla barbarların şehri Harrogath’a saldırır. İki ordu Arreat platolarında karşı karşıya gelir. Baal‘ın amacı Arreat dağındaki Dünyataşı’nı (Worldstone) ele geçirmektir. Savaş sırasında Baal Dünyataşı’na ulaşır ve etkisi altına almaya çalışırken öldürülür fakat Dünyataşı’nı da etkilemeyi başarmıştır. Tyrael’in onu yok etmekten başka çaresi kalmaz. Kılıcını çekip çekip Dünyataşı’na doğru fırlatır. Dünyataşı binlerce parçaya ayrılırken tüm Harrogath sarsılır ve Arreat dağı ikiye bölünür.


Diablo III
Dünyataşı’nı yok eden Tyrael ortadan kaybolur. Diablo, Mephisto ve Baal olarak adlandırılan 3 büyük iblisin Ruhtaşları yok edileli 20 yıl olmuştur. Artık her şey unutulmaya yüz tutmuş ve insanlar gündelik yaşamlarına gömülmüşken Cennet ve Cehennem arasında bir savaş başlar. İki taraf da birbirine son sürat saldırır. Bu arada Dünya’da da garip şeyler olmaya başlamıştır. Sebepsiz ölümler ve açıklanamaz olaylar eskileri yaşamış ve görmüş olan birini şüpheye düşürür.

Deckard Cain tüm bunları araştırmak için yeniden Tristram’a gelir. Başka bir iblisin dünyaya geldiğini düşünen Cain Tristram Katedralinin yıkıntıları arasında ipuçları arar. Bu sırada Cennet ve Cehennem arasındaki savaş iyice kızışır ve Diablo’nun savaşı ölümlüler dünyasına sıçrar. Gökyüzünden ateş ve dumanlar içinde bir meteor düşer ve insanları dehşete düşürür. Sanctuary’nin bir çok yerinden insanlar ve kahramanlar bu garip olayları araştırmak için Tristrama gelirler. İşaretler açıktır. Diablo bir kez daha dünyaya gelmiştir.
 
Üst