![]() |
karşıYuvar
|
![]() |
|||||||||||||||||
Resmin birinci öğesi: Türkiye'de en azından 20 yıldır kapitalizmin 250 yıl önceki sürecine çok benzer vahşi bir yeni sermaye birikimi yaşanıyor. Renginin yeşil olduğunu ve emekçi kesimlerin aleyhine geliştiğini söylemeye gerek yok sanırım. Bunun ikinci adımında mevcut birikmiş sermayenin de yeşile doğru el değiştirmesi vardır, en azından kısmen....
Ülke bir iki aydır kilitlenmiş, cumhurbaşkanlığı seçimi ve darbe arasında bir o yana bir bu yana yıkılıyor. En ılımlı demokratlar bile devletin 3 önemli koltuğunun aynı siyasi parti üyelerince kapatılmasının sakıncalarından dem vuruyor. Allah aşkına bu ülke, Süleyman Demirel'in cumhurbaşkanlığı, Bacı Çiller'in başbakanlığı sırasında daha mı emin ellerdeydi. Yargısız infazların, fail-i meçhullerin cenneti olmadık mı? Bu yetmiyormuş gibi cumhurun yeğenleri tarafından bankalar boşaltılmadı mı? Adına halk dediğimiz o muammanın alın teri, emeği bir gecede çalınmadı mı?... Hrant ölünce herkes ülkenin itibarıyla uğraşmaya başladı. Sosyal bürokratlar, milliyetçiler, liberal muhafazakârlar, kısacası vesaireler… Yerde iki saate yakın yatan ölü Hrant, sadece ve sadece bir itibar meselesiydi gündemimizde! El alem ne der şimdi bize! Yandık vah tüh! Ertesi gün medyanın tavrını anlamak için gün içinde çıkan bütün gazetelerden birer tane aldım. Türkçü-Turancı bir gazete olay sanki Endonezya'da olmuş gibi küçücük bir yerde yaşananları alıntılayıp, "Dink, Ekim 2005'te'Türklüğe hakaretten' 6 ay hapis cezası aldı' diye bitiriyordu. İşin ilginci diğer gazetelerse bir arınma geçiriyor ve suçu, kışkırtmaları düzenleyen, hedef gösteren bir Kerinçek, Perinçsiz ve diğer saz arkadaşlarının üzerine atıyor gibiydiler. ..
"Enver Meriçli'nin 'Patlak Gözlü Manol'ü; İsmail Eren'in Cuma, Pazar, Bayram, Yortu demeden çalışır tesbit ettiği Teofilos'u; benim Karanohut ve Ali Sevindik'in, araştırmacı ve daktilo olarak çalışmalara katılmış Zeliha Vidiner'in utancından Farsçasını söyleyemediği 'sırt hamalları' (Hammalan-ı puşt) ve Mübahat Kütükoğlu'nun Çingene Derviş'i; hepiniz, hepiniz. (ve) binlerce işçi kıyam edin, Hrant Dink'i karşılayın"... Saldırıları haber alıyoruz gazetelerden. Ölü sayılarını haber alıyoruz. Ama herşeyden haberimiz var mı acaba? Diktiğimiz çiçeklerin yerine bomba dikiyorlar, haberimiz var mı? Biz dönerken Beyrut çiçek kokuyordu. Şimdi buram buram kan kokuyor! Haberimiz var mı?...
Iraklı bir kızın ve ailesinin tecavüze uğrayıp katledilmesinin ardında, Iraklı kadınlara dair çok daha geniş bir hikaye yatmaktadır. Hikaye, Bush yönetimi tarafından "özgürleştirilmelerini" takiben, bu kadınlara neler olduğuyla ilgilidir... Bu metin, aslında, Gorbaçov'un ODTÜ'ye gelişiyle başlayan ve iki gün süren olaylar sonucunda açılan disiplin soruşturmasına yönelik bir savunma olarak hazırlanmıştı. Ne var ki, savunma metni henüz tamamlanmışken, ODTÜ'de bir JİTEM ajanının yakalanmasının ardından gelişen olaylara ilişkin açılan disiplin soruşturması sonucunda "eğitim kurumundan çıkarma" cezası aldığımı öğrendim. "Çıkarma" cezasının ardından, öğrenci sıfatım kalmadığı için Gorbaçov olaylarına ilişkin olarak hazırladığım bu savunmayı verme koşullarım da ortadan kalkmış oldu; savunma yapmadım. Oysa, öğrendim ki, daha işin başındaymışız...
Disiplin soruşturmalarının bir üniversitede ne gibi bir anlamı bulunabilir? Diğer bir deyişle, üniversitede öğrenim gören bazı öğrencilerin çeşitli düzeylerde cezalandırılmasını gerektirecek suçlar nelerdir? Mevcut disiplin yönetmeliğine bakılırsa, talimatnameler dışında soluk almamız bile suçtur.
"Tarafsızlık", toplumsal ilişkiler içinde ulaşılması mümkün olmayan bir hayaldir. Bir "Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi" bölümü öğrencisi olarak, öğrenim yaşamımdan çıkardığım temel sonuçlardan biri, toplumsal ilişkilerin herhangi bir alanına "tarafsız" yaklaşılamayacağıdır...
ODTÜ kampüsü, ABD tarafından, mimari olarak namlusu kuzeye çevrilmiş bir silah biçiminde inşa edilmiştir. Böylesi bir üniversiteyi inşa etme mantığı, en iyi öğrencileri toplayacak bir bünye yaratmak, buradan işine yarayacak olanları ABD'ye "transfer" etmek, ama hepsinden önemlisi, TC'nin yetişmiş insan potansiyelini anti-komünist bir bilinçle yetiştirmek, tüm dünyaya yayılan "Kızıl Hayalet"e karşı bölgede entellektüel bir panzehir geliştirebilmekti... Bu savunma metni, 5 Mart 1993 günü kampüsümüzde yaşanan bir dizi olayla ilgili olarak bana yöneltilen suçlamalara yanıt teşkil etmesi amacı ile hazırlanmıştır. Öncelikle, 5 Mart günü açığa çıkan olayların sağlıklı bir değerlendirmesini yapmak gerektiğini düşünüyorum. Suçlamalara ilişkin olarak söyleyeceklerimin böylelikle daha anlamlı olacağını sanıyorum. Bilindiği üzere, söz konusu olaylar kamuoyuna çok değişik biçimlerde yansıtılmıştır...
1917 Ekim Devrimi, Rus işçi sınıfının, kendisinin ve insanlığın kurtuluşu yolunda attığı ve bugüne dek bir benzeri gerçekleşmemiş olan devasa bir adımdı. Burjuvazi Rusya'da politik ve ekonomik olarak mülksüzleştirildi; o güne dek aşağılanan, hor görülen, her türlü insani haktan, insanca yaşam olanağından yoksun bırakılan "baldırıçıplaklar" ise, kendilerini soyanları alaşağı edip kendi kaderlerini kendi ellerine alarak, yeni bir çağın, insanın insan tarafından sömürülmediği, sınıfsız ve sınırsız bir dünyanın ilk habercileri oldular...
|
|
||||||||||||||||||