![]() |
çizgiDünya
|
![]() |
|||||||||||||||||
Ben hayatıma baktığımda hayatımı tamamen değiştiren iki insan görüyorum: Turgut Özal ve üvey amcamın oğlu Ömer. Özal ülkenin çehresini çok kökten değiştirmiştir ve insanlar kendi bakış açılarına göre bu değişimi olumlu ya da olumsuz yorumlayabilirler. Benim hayatımı değiştirmesi ise 80’lerin ortasında çıkardığı öğrenci affıyla oldu. O aflar olmasaydı muhtemelen liseden atılıp hayatımı ailemin yaşadığı ilçede, en iyi ihtimali göz önüne alarak söylüyorum, belediye de bir memur olarak sürdürürdüm. Ömer’in ha.yatıma etkisi en az Özal’ınki kadar önemli. Ömer beni çizgi romanla tanıştırdı. Ömer’den önce de zaman zaman çizgi roman okurdum ama o benim çizgi romanla sürekli bir ilişki kurmamı sağladı. Yani, torbacımdı Ömer benim. Çizgi romanları nereden bulurdu bilmem çünkü o zamanlar meskenimiz olan Orta Anadolu kasabasında ortak bir yokluk içinde yaşardık. Ama her nasılsa daha ilkokulu bitirmeden düzenli bir şekilde çizgi roman okumaya başladım. Ömer yine aynı dönemde mizah dergilerini soktu gündemime. Herkes için öyle olması gerekmez ama, çizgi roman benim için genel okuma alışkanlığına bir kapı oldu. Ortaokulda artık kitap bağımlısıydım. Daha çok roman okurdum ama çizgi roman okumayı üniversiteye kadar hemen hiç bırakmadım. Lisede mizah dergileri daha baskın oldu ve kuşağımın çoğu insanı için olduğu gibi Gırgır ve sonra da Limon hayatımızın en önemli ve en güzel ışığıydı. Daha da güzeli bir süre sonra karikatür çizmeye başladım ve hayatım tamamen değişti. Hayatımın nasıl değiştiğine girmeyeceğim ama çocukluğun ve ergenliğin çalkantısından en az zararla kurtulabilmişsem bu karikatür çizmem sayesinde oldu. Ömer ya da çizgi roman sayesinde okuyan, düşünen ve üreten bir insan haline geldim. Bu özellikler hayatta kalmamı sağlayan, en önemli savunma silahlarımdı. Galiba hala da öyleler. Bir arkadaşımın babası elimizde çizgi romanları görünce “Ne o çocuklar, Pekos Bill mi okuyorsunuz?” demişti. O kuşak çizgi romana Pekos Bill dermiş. Biz çocukken ise Teksas-Tommiks denirdi. Bunun sebebi Teksas ve Tommiks’in çok yaygın olmasıydı elbette. Benim ilk okumalarımda da bolca Teksas, Tommiks vardı. Daha sonra sık sık Zagor okudum. Zagor kendimi, ne hikmetse, en çok özdeşleştirdiğim kahramandı. Çok hayal kuran bir çocuk değildim ama bir ağacın altına uzanıp da Zagor gibi daldan dala atlama, kavgalara dalma, at sürme, silah çekme hayalleri kurduğumu hatırlıyorum. Zagor’dan sonra daha marjinal şeyler okumaya başladım. Mister No, Jeriko, Judas, Zembla, birkaç sayı Zorro, birkaç nüsha Tarzan. Yerli çizgi romanları da ihmal etmedim. Ömer’le beraber Tarkan ve Kara Murat’ı okumuştum. Daha sonra Tolga’yı keşfettim ve bir macerada Tolga öldüğünde dünyamın temelleri sarsıldı. İlk kez bir kahramanın ölümüne tanık oluyordum. Henüz Cüneyt Arkın’ın öldüğü filmlerden hiçbirini izlememiştim. Ortaokulu okumak için Ankara’ya geldiğimde çizgi roman okumam daha düzenli bir hale geldi. Hayatımda bir başka önemli dönemeci oluşturacak olan yatılı okulda çizgi roman yasaktı ama çizgi romanın yarısını kemerimizden içeri sokup üstüne de gömleğimizi verince, yasaklar kolayca deliniveriyordu. Üstelik artık hem düzenli bir harçlığım vardı, hem de bu harçlığı istediğim gibi harcayabiliyordum. Seksenlerin başında Ankara’da çizgi roman iki şekilde temin edilebiliyordu. Ya gazeteciden, ya da bazı kenar mahalle sinemalarının girişinden. Sinema önleri aslında takas yerleriydi. Elindeki dört çizgi romanla sinemaya gidip, senin gibi 10’la 15 yaş arasındaki çocuklarla değiş tokuş yapabiliyordun. Cebinde biraz paran varsa, koleksiyonuna belki bir beşinci ya da altıncısını katabiliyordun. Çizgi romanlar yeniliklerine ve hasar durumlarına göre değerlendiriliyordu. Bu sistem sayesinde az buçuk “sermaye”si olan bir çocuk pek çok çizgi roman okuyabiliyordu. Okulun olduğu Dışkapı semtinde, biriktirmeye değil de daha çok tüketmeye ya da okumaya yönelik bu sistemin işlediği iki sinema vardı: Nur Sineması ve Atlas Sineması. Nur Sineması uzun yıllar önce yerini bir iş hanına bıraktı; Atlas Sineması hala ayakta ve meraklısına porno filmler gösteriyor. Liseyi İzmit’te okudum ve İzmit’teki sinemalarda çizgi roman takas edilmiyordu. Bu dönemde çizgi romanla ilişkim biraz zayıfladı. Oluşan boşluğu mizah dergileri doldurdu. Lise sona varmadan mizah dergilerinin amatör sayfalarında boy gösteriyordum. Birkaç kez kısa çizgi romanlar çizmeyi denedimse de başaramadım. Ama birkaç öyküyü hala çekmecemde tutuyorum.
Üniversitede İngiliz Edebiyatı okuduğum için, artık bir metne nasıl yaklaşılması gerektiğini de biliyordum. Okudukça, Alaska’yı yaratan Berardi ve Milazzo’yu Virginia Woolf, D.H. Lawrence ve James Joyce’un yanına koymam gerektiğine iyice kanaat getirdim. İlk kez bir çizgi romanda karakterlerin iç dünyalarının bu kadar derin ele alındığını görüyordum. İlk kez çizgi romanda, yüzeysel bir tip değil de, elini uzatsan dokunabileceğin kadar gerçek/gerçekçi ve derinlikli bir karakter görüyordum. Üstelik öykülerde yabancılaşma, çaresizlik, cinsellik, toplumsal belirlenim, grev, çevrecilik, emperyalizm ve taraf olma(ma) gibi yetişkinlere ait temalar vardı. Bu büyük çaplı Alaska okumalarım, şans eseri postmodern edebiyatı öğrenmeme denk düştü. Postmodernizmi öğrendikçe, Beradi ve Milazzo’nun Alaska’daki tavırlarının aslında modernist değil postmodernist olduğunu fark ettim. Öykülerdeki metinlerarasılık, çok türlülük, parodi, pastiş ve merkezlerin kaydırılması gibi postmodern stratejileri gördüm ve bu adamların iyi okumuş, kendilerinden önceki literatürü çok iyi hatmetmiş ve farklı bir şey yaratmaya yönelik bir bilinçle işe giriştiklerini fark ettim. Alaska’lar, özgün adıyla Ken Parker’lar artık Woolf, Joyce ve Lawrence yanında değil, Julian Barnes, John Fowles ve Paul Auster’in rafındaydılar. O günden beri de hiçbir çizgi romanda aynı tadı bulamıyorum. Bu diğer çizgi romanların değersiz olduğu anlamına gelmez, gelmemeli de. Zaman zaman Zagorları, Tommiksleri ve Kızılmaskeleri de okuyorum ama Ken Parker’da benim edebi duyarlığıma yakın bir şeyler buluyorum. Bir yazar bir keresinde “ben aslında okumak istediğim kitapları yazıyorum” demişti. İşte Ken Parker’da da ben, çizmek istediğim öyküleri okuyorum.
|
|
||||||||||||||||||