çizgiDünya

cinNet     altYazılar     çizgiDünya     cinAynalar     karşıYuvar     dipŞiirler     belGelik     baĞlantı  

 Beşir'le Vals Kurtlarla Dans

Ahmet Orhan     

Dünyanın en alçakça, en iki yüzlüce şeyi bir acı üzerine, o acıyı işlevsizleştirecek, cümleler kurmak olmalı. Madımak katliamından sonra İsmet Özel'in kaleme aldığı "Sivas Semalarında Sırp Teyyareleri" yazısı gibi. Ya da yine o günlerde ulusal medyanın "... ama Aziz Nesin de halkı tahrik etti." açıklamaları gibi. Böyle bir işlevsizletirme alçaklığını Beşir'le Vals adlı animasyon filmde de görmek beni oldukça sarstı. Bu filmi aylardır heyecanla bekliyordum. Hem animasyon olduğu için hem de yıllardır yanıbaşımızda yanan bölgesel yangının baş aktörü olan İsrail içinden bir muhalif ses olabileceğini düşündüğüm için.

Film, 1982'de İsrail ordusunda er olarak Beyrut savaşına katılan Ari Folman'ın bu katliam üzerine hiçbir şey hatırlamadığını fark etmesiyle başlıyor. Hafızasını yeniden kazanmak için o yıllarda orduda birlikte görev yaptığı arkadaşlarıyla buluşması ve onların tanıklıklarıyla devam ediyor. Filmi izlerken bir aşamadan sonra heyecanım öldü. Yerini tatsız bir "ee sonra ne olmuş bakalım" duygusuna bıraktı.

Bu Oscar denen sicil temizleme düzeneğine bulanmış olmasından kuşkulanmam gerekiyormuş meğer. Bir tür "Kurtlarla Dans" sendromuyla karşı karşıya olduğumu film bitince daha net anladım. Hatırlayanlarınız vardır, şimdilerde THY ile uçma keyfini tüm dünyaya bir kez daha hatırlatan geçkin Kevin Costner'in Kevin Costner olduğu zamanlarda bir Oscar ile ödüllendirilen filmi kısaca şöyle diyordu: "Yahu Kızılderililere ayıp mı ettik acaba?". Bir tür vicdan temizleme, ucundan ufacık bir özür dileme içeren Kurtlarla Dans, o günlerde büyük yankı yapmış, Amerikancı olanlarımız bu günah çıkarma seansına gıpta etmişlerdi.

Beşirle Vals eden Folman da bize benzeri bir çalım atıyor. 1982'de baş kumandan Arial Sharon'un emri-gözetimi-yönlendirmesiyle yaşanan Beyrut katliamının tüm günahını Falanjistlere yükleyerek kendisini ve bu arada İsrail ordusunu temize çıkarıyor. Kuşattıkları kentte ve mülteci kamplarında yaşanan katliamlar dilden dile dolaşıyor fakat ne gariptir ki kendi gözleriyle gören kimse yok. Herkes birilerinin böyle bir katlimadan söz ettiğini söylüyor. İlginç olan şu ki sözü edilen katliamlar Cibuti'de olmuyor. Yaklaşık elli, yüz metre ötelerinde oluyor. Ayrıca tanklarıyla çevirdikleri ve Falanjistler için güvenli hale getirdikleri yerleşim birimlerinde. Savaşa katılan hiçbir İsrail askeri bir Filistin'li öldürüp öldürmediğini bilmiyor. Çünkü görevleri boyunca sadece ateş ederek ilerliyorlar. Herhangi bir hedefe değil, öylesine. Korktukları için!? Filmin senaristi ve yönetmeni de olan Ari Folman şu ahlaksız soruyu da sormadan edemiyor: Savaşa katılıp kimseyi öldürmediğim, katliamı gözlerimle görmememe rağmen, sadece geceleri aydınlatma fişekleri attığım halde beni rahatsız eden şey ne?

Sebra ve Şatilla katliamından sağ kurtulanların anlattıklarına bakılırsa İsrail ordusu gece boyunca attığı işaret fişekleriyle yerleşim birimini gündüze çevirmiş ve Falanjistler yollarını aydınlatan bu fişekler sayesinde işlerini ferah feza görmüşlerdir. Kahramanımız da bu katliam gösterisinin basit bir ışıkçısı olmaktan öte suç işlememiştir.

Filmde iki kez yapılan Auschwitz toplama kampı ve Stalingrad direnişine yapılan göndermeyi ise gerçekten ahlaksızlığa açılan ikinci perde olarak değerlendirmek mümkün.

Yazık!

 yukarı  

birgün bu kopkoyu
faşizmden sağ çıkarsam kendime ne söyleyeceğim?

Tıfıllar için tıklayın...


cinNet'e arabir sorulan sorular