cinAynalar

cinNet     altYazılar     çizgiDünya     cinAynalar     karşıYuvar     dipŞiirler     belGelik     baĞlantı  

 Hiroshima Mon Amour: Aşk ve Unutuş

Ahmet Orhan

@kör autonomedia

"Ah o unutmayı bir hatırlasam"
M.C. Anday

Felsefi bir kategori olarak tutku bir "hiç"tir. Felsefe ancak tanımlayarak, netleştirerek bir kavrama (duruma) kendi sınırları içinde yaşam hakkı tanır. Kavramlaşan, netleşen "hiç" artık bilime havale edilmek üzere, felsefenin bahçesine konuk edilir. "Aşk" ve "tutku" yaklaşık ikibinbeşyüz yıldır felsefe için gizi çözülememiş bir karakutudur. Bu karakutu ve felsefe arasında limoni bir ilişki, bir çekememezlik söz konusudur. Çünkü felsefe onlar karşısında eşine rastlanmadık bir "acz" içindedir. Onlarsa, sürekli olarak felsefe tarafından tanımlanıp iğdiş edilme korkusu ve gerilimi içindedirler.

Aşk tutkunun yol arkadaşıdır. Birbirlerinden ayırdedilemeyen ancak küçük farklılıklarında büyük ayrımlar barındıran ikiz kardeşler örneği, hiç de aynı damardan beslenmezler. Biri eldekini tüketirken diğeri karşısındakini "yok" ederek "ben"leştirme eğilimindedir. Benleştirme sürecinde aşk, "en güzel yüz metresini" yolun, tutkuya koşturur. Bu uğrakta "unutuş" bir virüs olarak aşkın bilgi-işlem merkezinde tüm programları belirsiz bir tarihe kadar bozar. Aşk, tutku ve unutuş üçgeninde bize bunca esin sağladığı için "Hiroşima Sevgilim" filmi birkez daha herhangi bir felsefe metninden üstündür. Unutmanın arkeolojik bir incelemesini yaparsak, hatırda tutmanın günümüzde nasıl da modası geçmiş bir elbise gibi durduğunu görmek zor olmasa gerek. Bütün ölümleri, katliamları, değerlerin alaşağı edilmesini, geçmişte güzel ve ourlu insanların yaşadığını unutmak, günümüzde nasıl olağan, unutmaksa nasıl garip karşılanıyorsa, hala ggüzel günlerin kurulabileceğine olan inançlarını kaybetmeyen insanlar için söylenecek tek bir şey kalmıştır geriye: Unutmamak Direnmektir, ya da unutmak yenilmektir.

Alain Resnais "Hiroşima Sevgilim"i çektiğinde atom bombası faciasının üzerinden tam ondört yıl geçmişti. Aşkınsa tarihi sayılamayacak kadar eskiydi. Hiroşima'da barış üzerine bir filmde oynamaya giden bir Fransız kadınıyla, bir Japon erkeğinin aşkları, inatla felsefenin sınırlarında, hem de Fransızca, gezinir. Aşk kadını Nevres'de yakalamıştır ilk olarak, savaş yıllarında bir Alman askerine aşık olarak gündelik kodlara göre "vatan hainliği" yapmıştır, işbirlikçidir. Oysa Alman askerin bir direnişçi tarafından (yine günlük kodlarla haklı olarak) vurulmasından sonra tutku, kadını kapatıldığı mahzende aşkın kollarından devralacaktır. Saçlarının kazınmasına, günışığından uzak kalmasına rağmen ona, delilikle bilinçlilik hali arasındaki çizgide durabilmeyi sağlayan, tırnaklarını mahzen duvarlarına sürtüp parçalarken hayatta kalmasını sağlayan şey tutkudur. Mahzenden bırakılıp Paris'e yerleştiği gün atom bombasının Hiroşima ve Nagazaki'nin tepesine bırakıldığını öğrenir. Onun için bu haber tuhaf bir ferahlıkla karşılanacaktır; Çünkü bütün o kötü günlerin bittiğinin sembolüdür artık Hiroşima.

Kadın bir kez de Hiroşima'da karşılaşır aşkla, ama bu kez "unutuş" olarak. Bu unutuşla ilk kez o gece aldatır öldürülen Alman sevgilisini. Resnais'in filmi unutuşa varan bir geriye sayımdır. Herşey en ince ayrıntısına dek unutulsun diye önce birbir hatırlanır: Hiroşima'da ne görmüştür kadın? Herşeyi ya da hiçbirşeyi. Hastahaneleri görmüştür, derisi soyulan insanları görmüştür... Peki ya o cehennem sıcağını? Peki ama ne görmüştür kadın Hiroşima'da? Önce Hiroşima hatırlanır. Sonra Nevres, sonra yine Hiroşima. Herşey birbir hatırlandıktan sonra unutulmamaları için hiçbir neden yoktur. İki metaforik dizge olarak aynı yıkıcılığa sahip olan aşk ve savaş, son kertede, yine de unutuşa izin vermeyecektir. Çünkü kan ve gözyaşıyla malüldürler bir kez. "Hİ-RO-Şİ-MA" der kadın erkeğe, "senin adın bu". "Senin adın da NEV-RES" der erkek kadına.

Unutuş anlamını yitirmiştir artık.
Mayıs 1994 

 yukarı

birgün bu kopkoyu
faşizmden sağ çıkarsam kendime ne söyleyeceğim?

Tıfıllar için tıklayın...


cinNet'e arabir sorulan sorular