cinAynalar

cinNet     altYazılar     çizgiDünya     cinAynalar     karşıYuvar     dipŞiirler     belGelik     baĞlantı  

 ROMANDAN BEYAZPERDEYE ANAYURT OTELİ (Vol I)

gülcan kaplan  

Bu çalışmada Yusuf Atılgan'ın Anayurt Oteli (1973) romanı ile Ömer Kavur'un 1986 yılında aynı adla sinemaya uyarladığı filmi arasında karşılaştırma yapılacaktır. Çalışmanın amacı sinema ve edebiyat arasındaki etkileşimini, seçilen film ve roman aracılığıyla örneklemektir. Bu kapsamda roman Anayurt Oteli ile film "Anayurt Oteli" arasında olay örgüleri, romanda yer alan olay ve durumların beyazperdeye nasıl aktarıldığı, roman ve filmdeki kişiler gibi konular irdelenecektir.

YUSUF ATILGAN (1921-1989):

Yusuf Atılgan, 1921'de Manisa'da doğar. Manisa Ortaokulu'nu (1936), Balıkesir Lisesi'ni (1939) bitirir. Daha sonra İÜ Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne girer. Üniversitenin ikinci senesinde babası para gönderemeyeceğini söyleyince okulunu askeri öğrenci olarak bitirir (1944). Nihat Tarlan yönetiminde hazırladığı bitirme tezinin konusu "Tokatlı Kani: Sanat, Şahsiyet ve Psikoloji"dir. O dönemde Akşehir'de bulunan Maltepe Askeri Lisesi'nde bir yıl edebiyat öğretmenliği yapar (1945). Ancak öğrencilik yıllarındaki politik faaliyetleri nedeniyle uzun bir süre gözaltında kalır ve altı ay hapis yatar. Hapishaneden çıktıktan sonra öğretmenlik hakkı elinden alınır. Atılgan sevdiği öğretmenlik mesleğine dönemeyince 1946'da Manisa'nın Hacıharmanlı köyüne yerleşir ve burada çiftçilikle uğraşır. Üç yıl sonra köylüsü olan Sabahat Hanım ile evlenir (daha sonra boşanmışlardır). 1974'te uzun süre mektuplaştığı Serpil Gence ile evlenir ve İstanbul'a yerleşir. 1979'da oğlu Mehmet Hamdi dünyaya gelir. Atılgan oğluna daha iyi olanaklar sağlayabilmek için çalışmaya başlar. 1980'den sonra Milliyet (daha sonra Karacan) Yayınları'nda danışmanlık ve çevirmenlik, kısa bir süre de Can Yayınları'nda redaktörlük yapar. Üzerinde çalıştığı ve işkence konusunu işlediği Canistan adlı romanını tamamlayamadan kalp krizi sonucu Moda'daki evinde hayatını kaybeder (9 Ekim 1989).

Aylak Adam ve Anayurt Oteli adlı romanlarında psikolojik yabancılaşma ve yalnızlık temasını başarıyla işleyen bir yazar olarak tanınır ve modern Türk edebiyatının önde gelen ustaları arasında yer alır. 1955'te Tercüman gazetesinin öykü yarışmasında Evdeki öyküsüyle (Nevzat Çorum adıyla) birincilik, Kümesin Ötesi öyküsüyle (Ziya Atılgan adıyla) dokuzunculuk kazanır. Aylak Adam romanıyla 1957-58 Yunus Nadi Roman Armağanı'nda ikincilik ödülü alır. Bu romandan sonra uzun bir süre başka bir roman yayımlamaz. Parmakkapı Pansiyon ve Eşek Sırtındaki Saksağan adlı iki roman yazar, ama bunları beğenmeyerek yırtar.

Ölümünden sonra Yusuf Atılgan'a Armağan adıyla "Perşembe arkadaşları" tarafından kapsamlı bir kitap yayımlanır (1992).

Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan Yusuf Atılgan, az ama nitelikli yapıtlar vermiş bir yazardır. Romanlarında daha çok iletişimsizlik, yalnızlık, yabancılaşma gibi modern bireyin sorunları ve bunların psikolojik yansımalarını işlemiştir.

Kitapları:
Roman:
Aylak Adam (1959), Anayurt Oteli (1973), Canistan (2000)

Öykü:
Bodur Minareden Öte (1960), Eylemci (Bütün Öyküleri; 1992)

Çocuk Kitabı:
Ekmek Elden Süt Memeden (1981)

Çeviri:
Toplumda Sanat (K. Baynes; 1980)

ANAYURT OTELİ:

Mekan:
Roman, bir Anadolu kasabasında geçer. Kasaba'nın kuzeyinde bir ova, güneyinde de eteğinde yayıldığı bir dağ vardır; içinden boz bulanık bir ırmak akar. Kasabanın geniş sokakları, arsaları, ve bir tren istasyonu vardır. Kasabanın başından, 1922 yılı güzünde geçmiştir. Asıl mekan, ana karakter Zebercet'in kâtipliğini idame ettirdiği Anayurt Oteli'dir. Bu otel, istasyonun arkasındaki alandan ana caddeye çıkan sokağın karşısında, eskiden zengin Rumların da oturduğu bir mahallede olduğu için yanmadan kalabilmiş yapılardan biridir. Zebercet'in büyük dedesi Keçecizade Malik Bey tarafından konak olarak yaptırılmış olsa da daha sonra Zebercet'in babası nüfus kâtibi Ahmet Bey'in baskılarıyla otele dönüştürülmüştür. Asıl sahip Rüstem Bey, İzmir'de yaşamaktadır. Otelin işletmeciliğini ise 40 yıldır (ilk otuz yıl Ahmet Bey, son on yıldır Zebercet'e ait olmak üzere) Zebercet ve ailesi yürütmektedir.

Kişiler:
Zebercet: Otelin kâtibi. Otuz üç yaşında; boyu bir altmış iki, kilosu elli altı ya da elli yedidir; başı bedenine göre büyükçe, geniş alınlı, kuru yüzlüdür; saçları, bıyığı koyu kahverengidir. Zebercet, kitabın arka kapağında belirtildiği gibi ne ölü, ne sağ bir yaşamın kahramanıdır.
Ortalıkçı Kadın: Otelin temizlikçisi. Otuz beş yaşlarında; yüzü uzun, burnunun ucu kalkık, biraz dişlek, dudakları kalın. On sene önce köyünden gelip işe başlamış, otelin çatı katındaki iki odadan birinde kalıyor. (Diğer oda da Zebercet'in odası). Uykusu çok ağır olduğundan Zebercet'in bazı geceler yanına yatıp onunla birlikte olmasını fark edemiyor.
Gecikmeli Ankara treniyle gelen kadın: Otelde bir gece kalmıştır. Daha sonra civar köylerinden birine gider. Zebercet ondan o kadar çok etkilenir ki o gittikten sonra uzun süre kaldığı odanın düzenine hiç dokunmaz. Yirmi altı yaşlarında, uzunca boylu, saçları, gözleri, kara, burnu sivri, dudakları ince. Romanda fiziksel olarak fazla yer almıyor, ama Zebercet, sürekli onu düşünüyor.
Emekli subay olduğunu söyleyen adam: Orta boylu, tıknaz. Hicri takvimle 1327 doğumlu. Romanın büyük bir kısmında otelde müşteri olarak kalıyor. Çok okuyor. Otelden ayrıldıktan sonra kanun kaçağı olduğu, kızını boğduğu, ve bu sebepten arandığı ortaya çıkıyor.
Diğer kişiler: Romanda az yer tutan diğer kişiler: Otele gelen çeşitli müşteriler. (Bir dişçi, bir kadın, bir yeni öğretmen çift, öğrenciler, gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının unuttuğu havluyu almaya gelen iki köylü genci, ve diğer günübirlik müşteriler.) Zebercet'in Ulu Park'ta sohbet ettiği ihtiyar, demircide çalışan Ekrem, Zebercet'in sık sık gittiği içkili aşevinin garsonu.

Romanın Özeti:
Romanın baş karakteri Zebercet'tir. Kasabadaki Anayurt Oteli'nin müdürü Zebercet, kişilik bunalımı ve yalnızlık çekmektedir. Otele gelip bir gece kalan esrarengiz kadın tekdüze geçen hayatını değiştirir. Bu düşün peşinde bütün yaşamı, bastırdığı duyguları, ve sorunları ortaya çıkar. Kendi odasından, gizemli kadının bıraktığı odaya taşınır. Geceleri, içinde o kadının da olduğu düşler kurmaya başlar. Sonra giderek otele gelen müşterileri kabul etmemeye başlar, ve en sonunda oteli dışarıya kapatır. Otel kapanınca ortalıkçı kadın köyüne dönmek ister. Bir gün, Zebercet lokantada bir hayli içtikten sonra, lokantadan çıkan bir adamı takip ederek horoz dövüşlerine gider. Burada tanıdığı Ekrem isimli gençle sinemaya gider. O gece, hayatında zaman zaman birlikte olduğu tek kadın olan ortalıkçı kadınla beraber olduktan sonra kadını boğar, otelin kedisini de tavayla vurarak öldürür. Daha sonraki günlerde kasabada amaçsızca dolaşır. Bu arada kasaba adliyesinde izleyici olarak katıldığı bir duruşmada karısını öldüren sanığın yerine kendini koyarak bir iç hesaplaşma yaşar. Sanığın duruşması 28 Kasım gününe ertelenir. Adliyeden çıkan Zebercet, Ulu Park'da bir ihtiyarla sohbet eder. Daha sonra yabancılaşmasına, yalnızlığına, cinayet işlemesine rağmen hala özgür olmasına dayanamaz, kendini kadının kaldığı odanın tavanına asar.

Roman, Zebercet'in, gecikmeli Ankara treniyle gelen kadını üç gündür beklemekte olduğunun belirtilmesiyle başlar ve Zebercet'in ve Keçeci ailesinin geçmişine sık sık dönüşler yapılarak ilerler. Keçeci ailesiyle Zebercet'in bağlantısı annesinden kaynaklanmaktadır. Annesi, bir beslemenin Haşim Bey'den olan çocuğudur.

Otele gelip kalan çok sayıda müşteri vardır. Zebercet'i hem günlük faaliyetlerinden hem de bu müşterilerle diyaloglarından yakından tanırız. Zebercet roman boyunca gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının otele dönmesini bekler, kadının odasını aynen korur ve kadınla ilgili hayaller kurar. Yalnız, çevresine yabancılaşmış, geçmişten kopamayan Zebercet, bir süre sonra otele müşteri almamaya başlar. Bir gece ortalıkçı kadınla sevişirken kadını boğar sonra da oteldeki kediyi öldürür. Bu olaydan sonra ise hem gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının hayalini hem de geçmişiyle daha yoğun bir şekilde yaşamaya başlar.

Zebercet'in görünürde çevresindekilerle (müşteriler, bakkal, berber, gazeteci çocuk vd.) bir sorunu yoktur, ilişkileri normaldir. Ancak çarşı içindeki berberin "buralı mısınız?" diye sorabileceği kadar çevresine, kasabasına yabancıdır; doğduğundan beri bu kasabada yaşıyor ve köklü bir sülaleden geliyor olmasına rağmen. Zorunlu ilişkiler dışında kimseyle ilişkisi olmamış bir kişiliktir Zebercet; hem duygusal hem de cinsel yönden aç bir kişilik.

Zebercet temiz ve düzenlidir. Sabahları odasındaki çalar saat yardımıyla erkenden uyanır. Elbiselerini ve pijamalarını her zaman tertipli bir şekilde gardroba koyar. Fazla eşyası olmayan odası, temiz ve düzenlidir. Sabahları yatağını düzeltir, pencereleri açarak odasını havalandırır. Düzenli tıraş olur, her sabah yüzünden önce ayaklarını yıkar. Daha genç ve yakışıklı görünmek için çaba harcar. Lavabodaki aynada sürekli yüzünü inceler, saçlarını tarar, dişlerine bakar. Zaman zaman kendine yeni elbiseler alır.

Zebercet'in tüm tutkusu gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının gittiği köyden otele ya da kendisine dönmesidir. Bunun için günlerce gece yarılarına kadar bekler, onu düşünür, karşısında o varmış gibi konuşur, başkalarına karşı kendisi hakkında yanlış bilgiler vermesine karşın ona dürüst davranır. Her gece kadının kaldığı odaya giderek odayı inceler, kadının geldiğini hayal eder, her şeyin kadının bıraktığı gibi kalmasına çalışır ve o odaya kendisinden başka kimsenin girmesine izin vermez. "Gece" bölümüyle birlikte de kadının kaldığı odada yatmaya başlar. Başlangıçta kadının bir haftaya kadar döneceği umuduyla uysal ve iyimser olan kişiliği, kadının dönmemesi üzerine sinirli ve karamsarlığa dönüşür. Oteli kapatır, ortalıkçı kadını ve kediyi öldürür, kestaneciyle kavga ederek tezgahını tekmeler. Sonunda da kadının odasında (doğduğu yatak da bu odadadır) kendini asarak intihar eder.

Geçmişin anlatıldığı bölümlerden öğrendiğimize göre; küçük dayısı Faruk Bey, büyük dayısı Rüstem Bey'in karısı Semra Hanım'a aşıktır ve bu umutsuz aşk yüzünden intihar etmiştir. Zebercet dayısı Faruk Bey ile özdeşlik kurar; Faruk Bey'in imkansız aşkı gibi gecikmeli Ankara treniyle gelen kadına o da kavuşamaz, kavuşması imkansızdır. Sonunda da otelde tek başına kalır ve 10 Kasım 1963'te, doğduğu odada kendini asarak intihar eder (Faruk Bey de otelde kendini asmıştır).

ÖMER KAVUR (Yapımcı-Yönetmen):

1944 yılında Ankara'da doğar. İlkokulun ilk sınıfını Ankara'da, devamını İstanbul'da, ortaokulu da Yugoslavya'da okur. Lisenin ilk yılında Robert Kolej'e sonra da Kabataş Erkek Lisesi'ne devam eder. Kavur lisedeyken fotoğraf ve sinemaya merak salar. Üniversite eğitimi için Paris'e gider ve IDHEC'te (Institut des Hautes Etudes Cinematographiques) öğrenim görür. Doktorasını yarım bırakarak 1971'de Türkiye'ye döner. Paris'te öğrenciliği sırasında, üç yıl otelde çalışır. Para kazanmak için geceleri otelde çalışması daha sonraki yıllarda filmlerinin temaları üzerinde etkili olacaktır. İstanbul'a dönüşünde Yapı Kredi Bankası'nın yan kuruluşu olan bir reklam ajansında çalışmaya başlar ve aktüalite filmleri ve belgeseller çeker. Sinemaya profesyonel anlamdaki ilk adımını da bu firmada atar ve 1974 yılında "Yatık Emine" filmini çeker.

Kavur'un sinemasını Scognomillo'nun sözleriyle aktarırsak:
"1980'den itibaren kendi filmlerinin yapımcılığını üstlenen Ömer Kavur'un başlıca özelliği her filminde yolculuk izleğini işlemesidir: Bu mizi zaman bir iç yolculuk, kimi zaman da kilometrelerce sürüp giden gerçek bir yolculuktur. Kavur'un her filmi biçim ve içerik olarak ayrı bir deneme, ayrı bir araştırmadır; zaman zaman ağır bir tempoda gelişip, başka bir deyişle, dakik ve nesnel bir anlatımla kendi temposunu getiren, oluşturan çalışmalardır.
...Kavur'un Yusuf Atılgan'ın romanından uyarladığı 'Anayurt Oteli', hayli karamsar ve tedirgin edici boyut değiştirmenin en belirgin, en açık ve çarpıcı örneğidir, sanki gecenin öbür ucuna doğru açılan ve dönüşü olmayan bir yolculuk gibi. 'Anayurt Oteli', Ömer Kavur'un filmografisinde ve Türk sinemasında kahramanı, yan kişileri, mekanı, anlatımıyla benzeri olmayan bir filmdir: Zebercet'in yolculuğunu ve arayışını izlerken bir "psycho", bir paranoya olayının içyüzünü veren 'Anayurt Oteli', Kavur'un daha önce de denediği ruhbilimsel gerilimin adeta eksiksiz bir portresini çizer." (Scognomillo, 1998: 390-392).

Ünsal Oskay ise Kavur'un sineması için şunları söyler:
"Ömer Kavur'un siyasal ve kültürel ortam ile birey psikolojisini koşut bir perspektif içinde anlatmayı amaçlayan sineması oldukça gelişkin bir çizgi sürdürmektedir: "Yatık Emine", "Yusuf ile Kenan", "Ah Güzel İstanbul", "Kırık Bir Aşk Hikayesi", "Göl", "Amansız Yol", "Körebe" ve "Anayurt Oteli" filmlerinde Ömer Kavur çevre düzenlemesinden, ışığı kullanmasından başlayıp edebiyatımızın iyi örneklerinden yararlanmadaki ustalığı ve titizliği ile son yılların arayışlarının en yoğun ve en başarılı öneklerini vermiştir.
...Ömer Kavur'un, iyi bir roman olan Yusuf Atılgan'ın romanından yaptığı 'Anayurt Oteli'ndeki gibi yoğun bir bireysel patoloji bile, arka plandaki 'siyah ölükler' giydirilmiş ortaokul öğrencilerinin Cumhuriyet Bayramı resmi geçidindeki sessiz ve bir örnekleştirilmiş bakışlarla geçtiği karelerle anlatılmıştır. Şamatasız, abartmasız, hiçbir nutuk atmaksızın insanlarımızda gitgide yaygınlaşan sado-mazoşizmin okullarımızdan bayramlarımıza kadar nerelerden oluşmaya başladığı vurgulanmaya, fark edilebilmeye başlanmıştır." (Oskay, 1996: 105-106)

Kavur, 1974-2003 yılları arasında biri kısa film olmak üzere on dört film çekmiştir.
Filmografisi:

  • "Yatık Emine" (1974)
  • "Yusuf ile Kenan" (1979)
    Mifed Film Festivali - Büyük Ödül 1980
  • "Ah Güzel İstanbul" (1981) Antalya Film Festivali - En iyi 2.Film 1982
    Türk Sinema Eleştirmenleri 1.'lik ödülü
  • "Kırık Bir Aşk Hikayesi" (1982)
    Antalya Film Festivali - En iyi 3.Film 1982
    Türk Sinema Eleştirmenleri 3.'lük ödülü - En İyi Yönetmen, En İyi Görüntü, En İyi Özgün Müzik, En İyi Erkek Oyuncu, En iyi Yardımcı Kadın Oyuncu
  • "Göl" (1982)
  • "Körebe" (1984)
    Kültür ve Turizm Bakanlığı - Sinema Başarı Ödülü 1985
  • "Amansız Yol" (1985)
    Kültür ve Turizm Bakanlığı - Sinema Başarı Ödülü 1985
    İstanbul Sinema Günleri - En iyi Türk Filmi Ödülü 1986
    Antalya Film Şenliği -En iyi Kadın Oyuncu Ödülü 1985
    Uluslar arası İstanbul Festivali Nejat Eczacıbaşı Ödülü 1986
  • "Anayurt Oteli" (1986)
    Yönetmen: Ömer Kavur
    Senaryo: (Yusuf Atılgan'ın romanından) Ömer Kavur
    Görüntü: Orhan Oğuz
    Müzik: Atilla Özdemiroğlu
    Oyuncular: Macit Kopur (Zebercet), Serra Yılmaz (ortalıkçı kadın), Orhan Çağman (emekli subay), Şahika Tekand (gecikmeli Ankara treniyle gelen kadın), Osman Alyanak, Arslan Kaçar, Cengiz Seçici, Yaşar Güner, Songül Ülkü, Ülkü Ülker, Osman Çağlar, Orhan Başaran, Kemal İnci.
    Yapım: Odak Film/Alfa Film
    Ödüller:
    İstanbul Sinema Günleri - En İyi Türk Filmi Ödülü 1987
    Venedik Film Festivali - Sinema Eleştirmenleri Ödülü 1987
    Valencia Akdeniz Film Şenliği - Bronz Ödül 1987
    Nantes 3. Kıta Film Şenliği - Büyük Ödül 1987
    Antalya Film Festivali (1987) - En İyi 2.Film, En İyi Yönetmen Ödülü
    Türkiye Sinema Yazarları 1987-88 Sezonu - Yılın En İyi Filmi, Yılın En iyi Yönetmeni, Yılın En iyi Erkek Oyuncusu, Yılın En iyi Özgün Müziği
  • "Gece Yolculuğu" (1987)
    Kültür ve Turizm Bakanlığı - Sinema Başarı Ödülü 1987
    Cannes Film Şenliği - Özel Bir Bakış Bölümünde Gösteri) 1988
    Antalya Film Festivali 1988 - En iyi Film, En iyi Yönetmen, En iyi Erkek Oyuncu, En iyi Özgün Müzik, En iyi Görüntü Ödülleri
  • "Gizli Yüz" (1990)
    Antalya Film Festivali - En iyi Film, En iyi Senaryo, En iyi Erkek Oyuncu, En iyi Müzik, En iyi Kurgu Ödülleri
    20. Montreal Film Festivali - En iyi Film Ödülü
    Bastia Akdeniz Film Festivali - Eleştirmenler Ödülü
    Uluslararası Sanat ve Deneme Sineması Konfed. Ödülü
    İsviçre Fribourg Film Festivali - Halk Jürisi En iyi Film, Özel Ödül
    4.Ankara Uluslararası Film Festivali - En İyi Film, En iyi Yönetmen Ödülleri
    İstanbul Uluslararası Film Festivali - En iyi Film, En iyi Yönetmen
    Uluslararası Film Eleştirmenleri Ödülü
    Sinema Yazarlarının Seçtiği - En iyi Film, En iyi Yönetmen, En iyi Senaryo, En iyi Görüntü Yönetmeni, En iyi Erkek Oyuncu Ödülleri
  • "Akrebin Yolculuğu" (1997)
    9. Uluslararası Ankara Film Festivali
    En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, Jüri Özel Ödülü, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
    16. Uluslararası İstanbul Film Festivali - En İyi Film, En İyi Yönetmen
    Cannes Film Festival - Selection Officelle - " Un Certain Regard "
    11. Adana Altın Koza Film Festivali - Adana Belediyesi Özel Ödülü, En İyi Senaryo, En İyi Müzik Sinema Yazarlarının Seçtiği En İyi 2. Film, En İyi Yönetmen, En İyi Görüntü Yönetmeni
  • "Melekler Evi" (2000)
    37. Antalya Film Festivali - En İyi 2. Film, En İyi Müzik, En İyi Görüntü, En iyi Erkek Oyuncu Ödülleri Orhan Arıburnu Sinema Ödülleri 2001, En iyi Erkek Oyuncu
  • "Karşılaşma" (2003)


    devam edecek..... ROMAN VE FİLM OLARAK "ANAYURT OTELİ"

  • birgün bu kopkoyu
    faşizmden sağ çıkarsam kendime ne söyleyeceğim?

    Tıfıllar için tıklayın...


    cinNet'e arabir sorulan sorular