cinAynalar

cinNet     altYazılar     çizgiDünya     cinAynalar     karşıYuvar     dipŞiirler     belGelik     baĞlantı  

 Konuş Onunla: Yokluktan Yaratılan Yaşam

a. ufuk

Film Dergisi sayı:1 nisan-haziran 2003

Fassbinder sinemasının kendine özgü denebilecek taraflarından birisi, hep vurgulanmış olsa da yeterince derinlemesine incelenmemiş olan, melodramı kullanış şekli ve buradan çıkardığı siyasal-toplumsal eleştiridir. Özgürlüğün Zorbalık Hakkı (Faustrecht der Freiheit, 1974) filmi melodramı kullanışına ve buradan hem yola çıkarak hem de uzaklaşarak anlattıklarına iyi bir örnektir. Belki bildik ve melodrama yakışır bir konuyu -bir adamın piyangodan yüklüce bir para kazandıktan sonra arkadaşlarının, sevgilisinin ve sevgilisinin ailesinin sömürüsüyle yokluğa ve ölüme sürüklenişi-Fassbinder, hem melodram ile anlatmayı tercih etmiş hem de, çelişkili gözükse de, melodramdan (bildik, sınıfsal çelişkileri gizleyici ve insanı toplumsaldan uzak ele alan melodramdan) kaçınabilmiştir. Bunu yaparken, kullandığı araçlardan birisi, öykü kahramanlarının cinsiyetleri ve cinsel tercihlerini genel olarak ''ters yüz etmesi'' ise diğeri de, melodramın pik noktalarını ifade eden duygusallık ve dram anlarından kaçınmasıdır. Hatta, toplumsal olarak genel kabul görmüş iyiliği ve saflığı da yıkabilen bakışıdır. Ömeğin, filmin sonunda ''düşen'' ve ölen Fox'un cebinde kalan son para iki küçük çocuk tarafından çalınır. Çocuklar çok hoştur; ancak paranın saltanatı nihai olarak belirleyici olmuştur.

Cinsel tercihlerin Üzerinde biraz durmak istiyorum, yine Özgürlüğün Zorbalık Hakkı'ndan yola çıkarak. Bizzat Fassbinder'in oynadığı kahramanımız, Fox (1), bir erkek ile evlidir ve erkek sevgilisinin ailesi ile gayet normal bir ilişkileri vardır. Tam anlamıyla bir 'karı-koca'lık ilişkisi. Fassbinder, melodramatik öykü anlatma geleneğini izlerken, filmin kahramanları ve kahramanlarının sunumu bu yapıyı yıkmaktadır. Çünkü tartışılması gereken, eşcinsellik değil, para ve sömürüdür. Böylece, paranın toplumdaki kişiler için ne derece kışkırtıcı ve kötücül olduğunu anlatabilmektedir. Bu filmle ilgili söylediklerimi tamamlayacak bir cümleyi de Fassbinder'in kendisinden alabilirim. ''Bir sonraki projeniz ne?'' sorusuna verdiği bir yanıtta, Özgürlüğün Zorbalık Hakkı'nı şu şekilde tanımlıyor: ''Kapitalizm ile ilgili bir film. Bir piyango talihlisinin kazandığı parayı kaybedişinin öyküsü.'' (2)

Bir diğer filmi Korku Ruhu Kemirir (Angst Essen Seelen Auf, 1973) için de benzer şeyler söylenebilir. Artık konu, diğer bazı filmlerinde de rastladığımız, göçmen işçilere Alman toplumunun bakışıdır. Ancak, bu bakışı anlatan yaşlı ve dul bir Alman kadını ile ondan 20 yıl daha genç Faslı bir göçmen arasındaki aşktır. Yine melodramın kimi bildik konuları karşımıza çıkar. Ancak, Fassbinder yine melodramı kullanıp, melodramı yıkabilmiştir. Filmin sonunda, aşkın mutsuzluğu ya da olanaksızlığı değildir; aklımızda kalan; Alman toplumunun, belki de geçmişinden getirdiği ve aslında hiç bir zaman hesaplaşmadığı, hatta bizzat yöneticiler aracılığıyla devamlılığı süren, dozu düşürülmüş, fakat yedekte kalması gereken faşizmin göçmen işçilerde ve onlara bakışta somutlaşan dışavurumudur.

Yukarıda andığım söyleşide, Fassbinder, melodram tercihi ile ilgili bir soruya açıklayıcı pir yanıt veriyor: ''Melodramın ' gerçekçi' olmadığını kabul etmiyorum. Herkes çevresinde olan biteni dramatize etme eğilimi taşır. Bunun yanı sıra herkesin kendisini sorgulamaktan kaçınmak için göz ardı ettiği ufak tefek korkuları vardır. Melodram tam da bu insanların karşısına dikilir. [Douglas] Sirk'in Written on the Wind (Rüzgara Yazılmış) filmini ele alalım; sahnede geçenler kendi yaşamım dan yola çıkarak tanımlayabileceğim şeyler değil, çünkü çok saf, çok gerçek dışı. Ve ancak bende, benim kendi gerçekliğim ile birlikte yeni bir gerçekliğe dönüşüyor. Beni ilgilendiren tek gerçeklik seyircinin kafasında oluşmuş olandır:' (3)

Sanırım söyledikleri, burada yapmaya çalıştığım girişi biraz olsun tamamlamıştır. Belki kısa bir ekle sürdürebilirim: Fassbinder, gündelik yaşantı ve ilişkilere bulaşmış olan melodramatik durumlardan yola çıkarak kahramanlarını bu anlarda resmederek,

Göçmenleri, kapitalizmi ve insanlara ettiklerini, güvensizliği, Almanya'ya özgü durumları, yalanı, korkuyu (4), güvensizliği, çevrenin baskıcılığı ve anlayışsızlığını vermeyi tercih etmiştir. Belki de bunlara yaşamın melodramatik anları demek gerekiyor.

Kestirme bir sonuç yazabilirim: Almadovar da, en azından son iki filmiyle -Annem Hakkmda Herşey ve Konuş Onunla- kahramanlarını melodramatik anlarda var ederek, yeniden üreterek, buradan insana olan sevgiye ve güvene ulaşabilmektedir. Ya da şöyle söylenebilir: Kahramanlarını yaşamın melodramatik anlarıyla (olayları ile demiyorum), karşı karşıya bırakması ve buradan inanılmaz zor, ama mümkün insanlık durumları yaratması. ''Böyle bir durumda ne yapılır?''a yanıt üretmesi ve tüm iki filmin insan inancıyla yüklü olması.

Bu kestirme sonuç ile Almodovar'a gelebiliriz sanırım. Belki bir not olarak düşmeliydim; ama okunmasını istedim: Almodovar hakkında yazılmış olan yazıları taradığımda, neredeyse hepsinin aynı kalemden çıkmış olabileceğini düşündüm. Kısa bir hayat öyküsü, filmlerinin kronolojik olarak sıralanması ve bunların öyküleri; ve özellikle de yönetmenin ''çılgınlığı''. Dolayısıyla, bunlardan onun seyretmediğim filmlerine dair bir bilgi edinmek mümkün olmadı. Sebep, belki tembellik, belki de onun ilk dönem filmlerinden bir genelleme yapmanın mümkün olmaması. Post-modern, kitch gibi tanımlamaları hak etmiyor değil; ama ben bunlardan bir sanat çıkartamadım. Bir tek ''çılgınlığı'' ile ilgili yorumlara katılabilirim. Dolayısıyla, bu yazı, baştan belirtmeliyim, onun ilk filmlerini, üzerilerini çizmiyorum, ancak son iki filminin üzerinde daha çok konuşulabilir diye düşünüyorum, ele almayacak.

Bunun nedenini de belki tek bir noktaya bağlayabilirim: Almodovar ve sineması olgunlaşıyor. Elbette bir iddia benimkisi, ya da eski filmlerini düşündüğümde inanmayı seçtiğim bir özür. Ne olursa olsun, melodramı ve melodramatik anları kullanışı ve bunları insan'a vardırması bana Fassbinder'i hatırlattı. O yüzden onunla başladım. Şimdi Konuş Onunla ile sürdürebilirim.

Öncelikle; yukarıdaki ''kestirme'' tez ile başlayalım. Annem Hakkmda Herşey'de kahramanları melodramatrik anlar ile bırakan oğlun ölümüdür. Bunun sonrasında Anne, cinsiyetini değiştirmiş eski kocasını arayacak ve yeniden o melodramatik anlarla karşılaşacaktır. Annenin arkadaşı, kendi kocasından hamile kalmıştır ve ölecektir. Çünkü AIDS olmuştur. Konuş Onunla'da ise, sanırım açıkça melodramatik an, kadınların derin ''uykuya'' sürüklenmeleridir. Marco, henüz aşkının başlangıcında, kadınını ''uykuya" yatırılmış bulacaktır; Benigno ise bunu dört yıldır yaşamaktadır. Her ne kadar, Marco ve Benigno'nun yazgıları kesişse de, esas dram Benigno üzerine kuruludur.

Almodovar, kahramanlarını, melodramatik anların içine atar ve buradan çıkışlarını ve tepkilerini ''izler'' sanki. Ama gördüğü hep umut olur. Filmlerini önemli kılan unsurlardan birisi de bu sanırım.

Melodramatik anlar içinde kalan Almodovar kahramanları, yeni bir sürece ve bir değişime doğru yol alırlar. Anne, geçmişinde terk ettiği ve kaçarak gittiği yerlere, insanlara geri döner. Konuş Onunla'da Marco'dur değişen. O Benigno'nun kendisine öğrettiği bir "dersi'' önce izler, sonra da bunun bir parçası olur. Yine değişen insan vardır. Ama daha da önemlisi, her iki filmde de, film bittiğinde yeni bir yolculuk başlar; yolculuğun başlangıcını Almodovar duyurur, izleyici kendi kafasında bu yolculuğu sürdürecektir. Anne, eski kocasından olma arkadaşının çocuğunu alarak, onu yitirdiği oğlunun yerine koyarak, umutla yeni bir yaşama doğru -tıpkı yıllar önce olduğu gibi -kaçar. Konuş Onunla ise Marco ve Alicia aşkını duyuran ara yazı ile biter.

Buradan yola çıkılarak söylenebilecek olan, Almodovar'ın kahramanlarında görülenlerin yaşama ve yaşamın zorluklularına karşı güçlü bir direnç ve geleceğe yönelik umuttur. Umut, filmlerin bitiminde sürecek ve izleyicinin kafasında yeniden üretilecektir; en azından umduğum budur. Almodovar'ın son iki filminin Fassbinder filmlerinden önemli bir farkı da kahramanlarının toplumsal olanın neredeyse dışında ya da uzağında olmaları/yaşamalarıdır.

Kahramanlarının davranışlarında toplumsal olan çok az yer kaplar. Bunun bir eksiklik olarak not edilebileceği düşünülebilir. Ancak, yine de, insana yöneliş ve ona yönelik güçlü bir umut, ''insanın çareli" olduğu düşüncesi, belki de filmlerini farklı, ama gerekli bir toplumsallığa/siyasallığa taşımaktadır. Belki de, Fassbinder ile bağlantı kurarsak, Almodovar filmlerinin "gerçekliği" izleyicinin kendi gerçekliği ile bir anlam ifade eder. Bu gerçeklikte, bir saygı duruşu da vardır: Annem Hakkında Herşey'de annesine ve tüm kadınlara ve tiyatroya olan saygı duruşu, Konuş Onunla'da sinemaya -ve özellikle sessiz sinemaya -yönelir.

Hem filmi hem de bu yazıyı bir nokta ile bağlayabileceğimi düşünüyorum.

Benigno'nun Küba ve kendi yaşantısı ile koşutluk kurduğu bölüm, hem filmin taşıdığı umudun daha da ileriye götürülmesine yardımcı olmakta hem de Marco'ya yeni bir yaşantı sunmaktadır. Hapishanede Marco'nun kendisine verdiği gezi kitaplarını okuyan Benigno, en çok Küba ile ilgili olan kitabı sever. Hatta burada da, Havana'daki bir kadının anlatıldığı bölüm, onu kendi gerçekliğine geri döndürür. Kendisini, Kübalılara ve o kitapta gördüğü Kübalı kadına benzetir: Hiçbir şeyleri yoktur, ama yine de yokluktan bir yaşantı yaratmışlardır. Kübalı kadın ile simgelenen insan, yeni bir toplumu ve olabilirliği; Benigno ise ölümden Alicia'yı yaratmıştır. Yaşamın mucizeleri... Yokluktan yeni bir yaşantı yaratmak... Küba ve Benigno'yu birbirine yaklaştıran ve buluşturan noktalardır.

Ve Benigno, yokluktan yarattığı yaşamı, yalnızlaşmış, aşık olduğu kadını yitirmiş olan tek dostu Marco'ya sunar, yeni bir aşk olarak.

Kübalıların tüm insanlara yaptığı gibi...

 yukarı
Notlar:
1. Filmin İngilizce adı ''Fox and his Friends''dir (Fox ve Arkadaşları).
2. Üç Alman Yönetmenle Söyleşi: Fassbinder, Wenders, Syberberg, Görüntü, sayı 1, Bahar, 1993.
3. ags.
4. Korku Ruhu Kemirir'de göçmen işçinin sürekli mide ağrısı çekmesi, önemli bir ayrıntıdır. Gündelik yaşamın ve kapitalist ilişkilerin ve elbette göçmenlik olgusunun yarattığı gerilimi beyinden ve yürekten sonra mide hissediyor.


Konuş Onunla (Hable Con Ella)
Yön. ve Sen.: Pedro Almodovar / Gör. Yön.: Javier Aguirresarobe / Müzik: Alberto Iglesias / Oyn.: Javier Camara, Dario Grandinetti, Rosario Flores, Lonor Watling, Ge raldine Chaplin, Mariola Fuentes, Fele Martinez, Paz Vega / 2002, İspanya / 116 dk.
 yukarı

birgün bu kopkoyu
faşizmden sağ çıkarsam kendime ne söyleyeceğim?

Tıfıllar için tıklayın...


cinNet'e arabir sorulan sorular