altYazılar | eleŞtiri

cinNet     altYazılar     çizgiDünya     cinAynalar     karşıYuvar     dipŞiirler     belGelik     baĞlantı  

 DİLİMİZDEKİ KİRPİ: WİTTGENSTEİN
Azizler ve Alimler Üzerine Küçük Bir Okuma Denemesi

Bu bir kitap tanıtımı ya da eleştirisi değil. Terry Eagleton'ın 'Azizler ve Alimler' isimli tek romanının düşündürdükleri diyebiliriz. Son dönemlerin önemli Marksçı edebiyat eleştirmenlerinden olan Eagleton'ın romanındaki kişilerin konumları, Wittgenstein'ın felsefe çalışmalarının kitaba yansıması incelenirken, aynı zamanda romanda Marksçı bir izlek aranacak. Romanda adı geçen beş-altı kahramandan üçü üzerinde duracağız, ancak onların romanın yapısındaki rollerinin irdelenmesi ya da diğer kahramanların öyküye kattıkları bizim için önemli değil.

Bu yüzyılın en önemli filozoflarından biri olan Ludwig Wittgenstein romanın da en önemli karakterlerinden biri. İkinci kahramanımız yine yüzyılın başlarında yaşayan ve İrlanda'nın bağımsızlığı için savaşan İrlandalı Gönüllüler Birliği ve İrlanda Yurttaşlar Ordusu'nun genel komutanı James Connolly. Üçüncü isim bir Rus olan dilbilirnci Nicolai Bachtin. İsmini bu yazı boyunca anmayacağımız Russell gibi üç kahramanımız da gerçek kişiler. Wittgenstein üzerine çok genel olarak söyleyeceklerimiz onu tanımak isteyenler için bir başlangıç olabilir.

İlkçağ felsefesi ne kadar erekbilimsel; Ortaçağ felsefesi ne kadar tanrıbilimselse, Çağdaş Felsefe de o oranda dilbilimseldir. Bütün bu "... bilimsel" dizgelerin amacı dünyayı açıklamak olduğu kadar onun sınırlarını belirlemektir de.

İlk dönem çalışmalarında (Logico-Philosophicus, yaygın adıyla Tractatus'da) Wittgenstein'ın en önemli tezi, dilimizin sınırlarının dünyamızın da sınırlarını belirlediğidir. Buradaki dünya felsefe ve bilimin çalışmalarına konu olan olgusal dünyadır. Bu tez metafiziğe karşı başlatılan savaşın yeni bir halkasıdır. Dil, bu anlamda, dünyanın fotoğrafını çeker. Bu fotoğrafta yer alan ancak olgusal dünyada rastlanmayan kavramlar bir takım metafiziksel kuruntulardır ve felsefe için de bilim için de gereksiz ve boşturlar. Örnek olarak tanrıbilim, törebilim, gibi kavramların konuları olgusal dünyaya ait değillerdir. Wittgenstein'e göre felsefe problemlerinin kaynağı bu kavramların sanki olgusal dünyanın kavramlarıymış gibi dile sokulması ve dilde yarattığı bulanıklıktır. O halde "hakkında konuşulamayan üzerine susmalı' dır. Wittgenstein Felsefesinin ikinci dönemine ilişkin genel olarak birinci dönemin bir tür inkarı yorumunun benimsenmesine karşılık asıl olan Wittgenstein'ın birinci dönemindeki tezleri daha sağlam temellere oturtmak için bir yöntem değişikliğine gitmesidir. Elbette bu süreçte bir diğerini dışta bırakacak yaklaşımlar da yok değildir. Ancak bunlar bir dizgeyi reddedecek boyutlarda değildir.

Bu yeni yöntem, merkezine dili alan ve onun incelenmesiyle biçimlenen bir yapıdır. İkinci dönemin somutlaştığı Felsefe Soruşturmaları'nda dil bir tür oyun olarak algılanır. Geleneksel bir biçimde yinelenen dil temelinde bir uzlaşımlar bütünüdür, ve o dili kullanan insanların yaşam biçimlerince belirlenir. Böylece birinci dönemdeki katı dil anlayışı yerini dilin, kuralları pek de belirli olmayan bir oyun biçiminde algılanması alır.

Wittgenstein'ı kurmaca bir olay örgüsünün merkezine yerleştiren Eagleton'ın romanı Marks'ın on birinci tezi omurga alınarak da okunabilir. "Bugüne dek bütün filozoflar dünyayı yorumlamakla yetindiler, ancak asıl problem onu yorumlamak değil değiştirmektir."

James Connolly, Marks'ın bu tezine kulak veren ve dünyayı değiştirmek üzere yola koyulan bir isyanadır, "sınıfsız kumsallarda şaraba durmuş deryalar" görebilmek için eyleme geçen bir devrimcidir. Dünyayı değiştirmek ister ancak felsefeyle değil, düzenin kullandığı yolla, yani, zorla. Genel geçer kodlamalarda bir filozof değildir. Dublin'de başlattığı bir ayaklanma İngiliz askerlerince bastırılmıştır ancak onun için yöntemi başarısız bile olsa yanlış değildir. Doğru yer ve doğru zamanda aynı yöntemle her şeye yeniden başlamaya hazırdır. Oysa Wittgenstein için durum tam tersidir. O, bir yöntemi başarısız olduğu savıyla terk etmiş yeni bir yöntem geliştirmiştir. Bu yüzden Connolly'nin dogma olarak düşünebilecek kesinliği, kurama sıkı sıkıya bağlanmış olması Wittgenstein'i hem rahatsız etmekte hem de Conolly'e karşı bir hayranlık duymaya itmektedir. On birinci tezdeki geleneksel filozof tanımına en çok uyan isim herhalde Nicolai Bachtin'dir. Değiştirmek onun aklına gelebilecek en son şey gibidir. Bir kulağı on birinci teze karşı efsunlarım ıştır, diğer kulağı da sadece kendi söylediklerini dinlediğinden olsa gerek gündelik konuşmaları bile yorum bankasından çekilip harcanan nakitler gibidir.

Bir yanda alaylı bir filozof, dünyayı değiştirme peşindeki Connolly, diğer tarafta erdemi göbeğiyle ölçen, eylemsizliği rehber edinmiş, mektepli bir filozof, Bachtin. ikisinin tam ortasında ne yapacağını pek kestiremeyen Wittgenstein, ilk dönem çalışmalarında kesinlik peşinde koşan ancak daha sonra kesinliği dil oyunlarına havale eden ve yaşam biçimlerinin (felsefe bir üst-yapıysa yaşam biçimleri bir alt yapı mı? belki...) önemine dikkat çeken ve oradan felsefenin hiçbir şeyi değiştiremeyeceğine, bunun ancak yaşam biçimlerindeki dönüşümle başarılabileceğine inanan Wittgenstein. Dünyayı bir arada tutan anlaşmamızı sağlayan, değişik yaşam biçimleri üzerinde yükselen değişik dil oyunlarıdır. Örneğin uluslararası bir sosyoloji kongresine bildiri sunan bir sosyolog, kuralları az çok belirlenmiş bir tür sosyolojik dil oyunu içinde iletişim kurar ancak bunu yaparken sokaktaki adamın içine kaydedildiği söylemden farklı bir oyun içinde olduğunu düşünmez. Oysa aradaki fark sadece entelektüel ve teknik bir fark değildir, çünkü sokaktaki adam deneyimlerini adlandırma pratiğini içeren farklı bir söyleme kaydedilmiştir. Yani avucunu kapatıp orta parmağını kaldırarak karşısındaki adamı açık bir savaşa davet edebilecek farklı pratiği içeren bir söylem. Dünyayı gözlemleyen gözün kendisi hakkında hiçbir şeyi gözlemleyememesi gibi, dünyayı betimleyen dil de, kendisi hakkında hiçbir şey söyleyemez. Dil için söylenecek her şey yine o dilin içinden söylenmiş olacaktır. Bu durumda dil, içinde bocaladığımız, ama bir türlü dışına çıkamadığımız bir kale duvarı halini alır. Dilsel yanlışları dilin içinden göstermeye çalışmak oldukça paradoksal bir durum olur böylece. Wittgenstein'in belki de tüm roman boyunca cevaplamaya çalıştığı soru şuydu: Dünyayı bir arada tutan şey dil oyunlanysa ve bunlar bir takım metafizik kuruntuları da içinde barındırıyorsa, kendisi de bir dil oyunu olan felsefenin diğer dil oyunlarından farkı nedir? Eğer dil oyunları arasında ona bir itibar sağlayacak herhangi bir özelliği yoksa (ki, bu dizgede böyle görünüyor) Wittgenstein neden hâlâ felsefe yapmakta ısrar etmektedir. Acaba Connolly ona bu çıkmazdan kurtulabilmesi için ekonomi-politik okumasını tavsiye edebilir miydi?

NOT: Azizler ve Alimlerin çevirmeni Osman Akınhay yürekten kutlanmalı. Hem böyle bir romanı dilimize kazandırdığı, hem de mükemmel çevirisi için.

Kasım-1994

* Edebiyat Eleştiri Dergisi'nin yayın yönetmeni Hüsamettin Çetinkaya. Sanat Hareketi Düşüncesi'nden ayrıldığını duyurduğu (E. E 'nin 5. sayısı) yazısına Azizler ve Alimler'den bir alıntı yaparak başlıyordu. Bilindigi gibi SHD'nin ana argümanlarından biri sistem tarafindan içi boşaltılan kavramlar yerine sistemin kendisine eklemleyemeyeceği sürekli bir yeni dil yaratmaktı. H. Çetinkaya için bir yönelim ve geri çekiliş. Acaba Sayın Çetinkaya, Wittgenstein'a aynı kaderi mi paylaşıyordu diye sorarken düşündürücü olan SHD'nln kendi kendisini yok etmiş olmasıdır.

 yukarı

birgün bu kopkoyu
faşizmden sağ çıkarsam kendime ne söyleyeceğim?

Tıfıllar için tıklayın...


cinNet'e arabir sorulan sorular