![]() |
altYazılar/duruMedya
|
![]() |
|||||||||||||||||
Körfez Savaşı'nı CNN'den izleyen tüm dünya, 11 Eylül saldırılarının ardından ABD'nin Afganistan'a başlattığı operasyonu Katarlı El Cezire Televizyonu'ndan takip etti. İlk dakikadan itibaren bölgeden sıcak haberler veren El Cezire, ayrıca Usame Bin Ladin ve Zawahiri'nin dünyaya meydan okuyan konuşmalarını tüm dünyaya geçerek adını duyurdu. CNN bile bu konuşmaları El Cezire'den alarak yayımlamaktan çekinmedi, son gelişmeleri El Cezire'ye bağlanarak seyircilerine aktardı.
30 ülkede 50'den fazla muhabiri olan El Cezire'nin hiçbir kanalın rağbet etmediği Sudan, Yemen, Eritre gibi yerlerde dahi bürosu bulunuyor. Hepsi modern görünümlü olan spikerleri canlı yayına bağlananlara cesur sorular soruyorlar. Kanal, "Şeriat ve Yaşam", "Sınırlar Ötesi", "Görüşler", "Açık Tartışma" ve "Çapraz Ateş" programlarıyla Arap dünyasında konuşulması tabu olan seks, yolsuzluk, kadın özgürlüğü gibi konuları gündeme getiriyor. Arap dünyası için bu kadar radikal konulara el atabilen, 21. Yüzyılın "önemli" savaşını dünyaya duyuran El Cezire iletişim politikaları açısından incelenmeyi gerektiriyor. El-Cezire'nin Yöneticisi Yosri Fouda, "Biz bir televizyon kanalıyız, peygamber değil. Elimizden geldiğince en iyi haberciliği ve programları yapmaya çalışıyoruz. İngiltere için Charles Dickens neyse, Arap dünyası için de El Cezire o işte! Ladin kasetleri sadece bizim değil, o gün dünyadaki hangi kanalın eline geçse yayınlaması gerekirdi. Oysa biz yayınladık diye teröristlerin propaganda aleti dediler bize. Aynı dönemde CNN'in ekranında ABD bayrağı dalgalanırken, biz sadece habercilik yapmaya çalışıyorduk. İşin daha komik yanı, bir başka Bin Ladin kasetini 'haber değeri taşımıyor' gerekçesiyle yayınlamadığımızda, bu sefer de 'neden yayınlamıyorsunuz?' diye suçlandık." diyor. (Arsan, 2002) El Cezire'nin Türkiye temsilcisi Yusuf El-Şerif ise, Ladin'in görüntülerini yayınladıkları için aldıkları eleştirilere 'Biz, Kabil'in nabzını tutmaya çalışıyoruz. Bu bir gazetecilik olayıdır. Taraf tutmuyoruz. Savaşlarda iki tarafın da ne dediğini bilmek zorundayız. Hem ABD'deki hem Afganistan'daki olayları sansürsüz yayınlıyoruz." diyor. Gerçekten böyle mi? Yoksa El Cezire, Beyaz Saray'ın iddia ettiği gibi "bir propaganda kanalı ya da Usame bin Ladin'in sesi" mi?
El Cezire Nasıl Kuruldu? Suudi Arabistan'ın etkisinde 1989'da kurulan MBC televizyonunun kötü tecrübelerinden yararlanılır. Çünkü bu televizyon da aynı niyetlerle kurulmuştur, ancak çok geçmeden Suud yönetiminin etkisine girmiştir. Bu arada BBC'nin 1994'te Arap dünyasına yönelik kurup işletmesini başaramadığı bir televizyonun kadrosu da tamamen transfer edilerek kadro ihtiyacı karşılanır. Kanalın Genel Yayın Müdürü Emir'in ailesinden: Tamer el-Thani. Haber merkezinde yalnızca 350 kişi çalışıyor. En büyük özellikleri, hiçbir kanalın ilgilenmediği Eritre, Sudan, Yemen gibi yerlerde büro açması. 24 saat Arapça yayın yapan tek haber kanalı olan El Cezire, şu anda uydu aracılığıyla 22 ülkede izlenebiliyor. (Sabah, 09. 10. 2001) Televizyon, Arabsat 2A (Arab Satellite Communications Association) uydusundan yayın yapıyor.
El Cezire Nasıl Ünlendi? El Cezire ise farklıydı, herkese açıktı; Suudi ve Iraklı muhalifler, sürgündeki komünistler, farklı islami mezheplerin temsilcileri, bir telefonla seslerini duyurur hale geldi. İzleyicilerin çekinmeden seksle ilgili sorular sordukları "Şeriat ve Yaşam", El Cezire'nin en çok izlenen programları arasında yerini aldı. Yani, istekleri ile resmi yasaklar ya da tabular arasında sıkışan Arap halkları için bu televizyon ciddi bir soluk alma kanalı oldu. (Schleifer) Aralık 1998 ve Ocak 1999'da El Cezire habercilik anlamında iki büyük başarı elde etti: İlki, Afrika'da ABD büyük elçiliklerine yönelik saldırıdan hemen sonra, Washington'un bir numaralı düşmanı Usame Bin Ladin ile yapılan görüşme. İkincisi de Çöl Tilkisi operasyonu çerçevesinde İngiliz ve Amerikan bombardımanı sonrasında Saddam Hüseyin ile görüşülmesi. (Paris) El Cezire'nin Arap dünyasında yıldız olmasındaki en önemli özellik, belki de İsrail haberlerini dahi yorumsuz ve tarafsız yayınlıyor olması. Filistin'de El Cezire'nin izlenme oranı yüzde. Jerusalem Post ve Jerusalem Daily gazeteleri de TV'nin tarafsızlığını öven haberler yaptı. (Schleifer) El Cezire'nin en çok izlendiği ülkelerden biri de Irak. Ülkede uydu yayını yasak olduğu için El Cezire'nin programlarının çekildiği kasetler, ülke dışından getiriliyor. Ve kasetler elden ele dolaşıyor. Saddam da uluslararası bir mesaj vermek istiyorsa, El Cezire'nin dışında bir kanala konuşmuyor. 17 Şubat 2001 günü Irak'a düzenlenen hava operasyonunu, CNN'den 15 dakika önce yayınlayarak yine bir ilke imza attı. (Amin) Uluslararası gazetecilerin Bağdat'taki bir basın merkezinde toplanmasına izin verilirken, El Cezire'nin Bağdat'ta özel bir bürosu bulunuyor.
Aslında El Cezire'nin harekatın başladığı gece Kabil'den canlı yayını ve Bin Ladin röportajı ilk habercilik başarısı değil. Filistin'den en çarpıcı İntifada görüntülerini, Taliban'ın tarihi Buda heykellerini dinamitlemesini, Taliban yanlılarının ABD Kabil elçiliğini ateşe verdikleri gösterileri de El Cezire ekrana taşıdı. Bunun karşılığını Arap ülkelerinde "reyting" rekorları kırarak aldı. El Cezire yetkililerine göre kanalın hala 35 milyon daimi izleyicisi bulunuyor. Televizyonun internet kanalının ise 200 bin üyesi var ve her hafta siteye ortalama 2500 kişi daha üye oluyor.
Diğer Arap Ülkeleriyle ilişkiler Başta Fas, Ürdün, Mısır, Tunus, Kuveyt ve Suudi Arabistan olmak üzere birçok Arap ülkesi, bu ülke yönetimlerinin muhaliflerine söz hakkı tanıdığı için televizyonu kıyasıya eleştirdi, hatta El Cezire'nin eleştirel yayınları için Katar'a protestolar verdi. Irak işgalinin yarattığı travma ve Körfez Savaşı'nın etkisiyle Kuveyt iktidarı, El Cezire'de yayınlanan tartışmaları pek içine sindiremedi. Kuveyt'teki rejim, Ortadoğu'da bağımsız ve eleştirel basına karşı en hoşgorülüsü olsa da, eleştirilerin bütün bir Arap dünyasında sahnelenmesini kabul edemedi. Kuveyt Enformasyon bakanı El Cezire'nin "aşırılıklarını" önlemek için uğraştı, El Cezire'ye kınama ve protesto mektupları gönderildi. (Paris) Kanalın yayınlarından rahatsızlık duyan bir başka ülke de Suudi Arabistan oldu. 25 Temmuz 2002 tarihli bir tartışma programında, Suudi Veliaht Prensi Abdullah, Ortadoğu barış planı nedeniyle eleştirilere maruz kalmış, Filistinlilere ihanetle suçlandı. Suudi yönetimi ise, El Cezire'yi İsraillilere programlarında yer vermekle ve İsrail propagandasına alet olmakla itham etti. Suudi Arabistan, resmi gerekçe göstermeksizin Katar elçisini "birtakım istişarelerde" bulunmak üzere geri çağırdı. Riyad, böylelikle daha önce El Cezire'nin "kulağını çekmesi" yönünde yaptığı baskılara direnen Katar'a ciddi uyarı verdi. (Radikal, 01.10.2002) El Cezire'den yakınanların arasında Ürdün hükümeti de bulunuyor. Ürdün Enformasyon Bakanı , 7 Ağustos 2002 günü, El Cezire'nin Amman bürosunun kapatıldığını, çalışma izninin iptal edildiğini, televizyon çalışanlarının Ürdün'de çalışmasına ya da bir başka aktivitede bulunmalarına izin verilmeyeceğini, kanal için tanınan imkanlara son verildiğini açıkladı. Enformasyon Bakanı Mohammad al-Adwan, El Cezire'nin "yanlışlarını" şöyle sıraladı: "Ürdün ve Ürdün'ün Arap kimliğiyle ilgili doğrudan ve sürekli yanlış yapması, Arap milliyetçiliğiyle ilgili konularda Mesleki ve ahlaki değerlerin uzağına düşmesi ve sadece program planlayıcıları dışında kimsenin bilmediği amaçlarına hizmet için sorunları kızıştırmaktan öte bir hedefi bulunmaması." Arap İfade Özgürlüğünü Savunma Örgütü'ne göre ise 6 Ağustos günü yayınlanan bir programda, "Irak'a olası Amerika Birleşik Devletleri müdahalesinde Ürdün'ün rolü konu edildiği" için kapatma kararı alınmıştı. (Cumhuriyet, 08.08.2002) Filistin yönetimi bile 2001 yılında yayınlanan Lübnan savaşı konusunda yayınlanan bir belgeselden rahatsız olarak nedeniyle El Cezire'nin Ramallah'taki bürosunu kapatmıştı. Aslında, El Cezire'nin diğer Arap ülkeleriyle ve onların medyasıyla ters düşeceğinin izleri 1998 yılına dayanıyor. Arap Uydu televizyonlar Birliği 1998'de El Cezire'yi üyeliğe davet ettiğinde koşullarından biri "yayınlarınızda Arap kardeşliğini savunacaksınız" olmuştu. Ancak El Cezire'den "Buna uyamayız, çünkü bazen gerçekler Arap kardeşliğine aykırı olabilir" yanıtını almıştı. (Duran) Sonuçta, Katar'ın El Cezire televizyonu ile diğer Arap medyaları arasında bir işbirliğinden söz etmek imkansız.
Arap Dünyasında Bir İstisna Daha: El Manar Televizyonu Minare anlamına gelen El Manar, yayın hayatına El Cezire'den 5 yıl önce,1991'de başladı. Haber ve görüntü kaynağı Güney Lübnan'daki İsrail işgaliydi. 90'lar boyunca da öyle kalacaktı. Şii Hizbullah Örgütü militanları, Güney Lübnan'ı işgal eden İsrail ordularına karşı ani saldırılar düzenliyor, İsrail güçlerini beklemedikleri zamanlarda, beklemedikleri yerlerde vurmaya çalışıyordu. Karakollar önce uzaktan atılan roketlerle vuruluyor, daha sonra amatör kamerayla izlenen Hizbullah milisleri hedeflerine gizlice yaklaşıp karakolun içine el bombası atıyorlardı. Karakollar daha sonra otomatik silahlarla taranıyor, atılan her kurşun kameraya kaydediliyordu. Hizbullah'ın milisleri, askeri savaşı, televizyon kanalı El Manar ise psikolojik savaşı yürütüyordu. Çünkü El Manar'da yayınlanan saldırı görüntüleri, sadece Arap değil İsrail kamuoyunu da etkiliyordu ve İsrail televizyonları, El Manar'ın görüntülerini anında yayınlıyordu. (Amin) İsrail ordusu, 2000 yılı Haziran başında Lübnan'dan çekildi. El Manar Televizyonu Yayın Yönetmeni Hussein A. Hemayed, yaptıkları yayınların bunda etkili olduğunu şöyle dile getiriyor: "Uydu aracılığıyla yayın yapan Al Manar, islami bir TV kanalıdır. Kanalımız 1991 yılında kuruldu. Yerden yayına o yıl başladık. Uydu yayınına ise 25 Mayıs 2000'de başladık ki, İsrail ordusunun Lübnan'dan çekildiği gündür." (Hemayed) El Manar'ın bugünkü gündemi artık ağırlıklı olarak Filistin sorunu ve Afganistan'da devam eden askeri operasyondan oluşuyor. Hizbullah'ın enformasyon ofisinden gelen bilgiler, anında haber bültenlerine aktarılıyor, El Manar aracılığıyla dünyaya yayınlanıyor. Kanalın izleyici kitlesi 90'lı yıllarda ağırlıklı olarak Lübnan halkıydı. El Manar, bugün kendini bütün Müslüman ve Arapların kanalı olarak tanıtıyor. Televizyon, Ortadoğu'ya, Asya'ya, Afrika'ya Amerika kıtasına ve Orta Avrupa'ya şifresiz yayın yapıyor. El Manar, Arabsat 3A uydusundan 24 saat yayın yapıyor. El Cezire'den farklı olarak günde 8 defa Arapça, üç kere de İngilizce haber bülteni yayınlanıyor. Kanalın Beyrut'taki merkezinde 300 kişi çalışıyor ve bir çoğu işini gönüllü yapıyor. (Hemayed) El Manar'ın yanısıra, Arap dünyasının iki büyük uydu TV kanalı MBC ve ANN'de de benzeri değişimlerin yaşandığını saptayan uzmanlar "Tüm bu değişikliklerin kökeninde El Cezire var. El Cezire artık bir ekol oldu, çünkü tayin edici olan TV izleyicisinin isteği…" diyor. (Amin)
El Cezire "Batıya" Ayak Uyduruyor Televizyon, "batıya açılmanın" bir başka yolu olarak "markalaşmayı" seçiyor. Televizyon, önümüzdeki günlerde tüm dünyaya "El Cezire" markasını taşıyan kıyafet, güneş gözlüğü, parfüm ve cep telefonu pazarlayacak. Televizyonun pazarlama direktörü Ali Muhammed Kemal, "El Cezire" markasının tanıtımı için Londra'ya gitti. Kemal bu kararı "El Cezire, özgürlüğün sesi oldu. Batı ile Doğu, liberaller ile köktenciler, Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasında diyalog sağladı(…) Televizyonun tişört gibi ürünlerine çok yoğun ilgi vardı, neden bu işi daha profesyonelce yapmayalım ki dedik" diye açıklamıştı. (Radikal, 21. 10. 2002)
El Cezire'nin Geleceği? El Cezire'nin yöneticilerinden Fouda ise Arap dünyasının kalbinde, Arap perspektifiyle yayıncılık yapan bir kanalın yöneticisi olarak yayıncılıktaki özgürlüklerinin süreceğine inanıyor: "Doğrusunu söylemek gerekirse, BBC'de olduğundan daha özgür hissediyorum kendimi. Bence özgürlüğü ölümle bir tutmak gerek. Nasıl insan ölümü bir kez ziyaret edip dönemiyorsa, özgürlük de öyle işte. Katar'da gerçekten özgür yayıncılık yapabiliyoruz. Ama şunu da unutmamak gerek, biz bir televizyon kanalıyız, peygamber değil. Elimizden geldiğince en iyi haberciliği ve programları yapmaya çalışıyoruz. Ticarî bir kanal değiliz belki ama, yine de reklam gelirimiz var ve çoğu da Suudi Arabistan merkezli şirketlerden geliyor. Aslında Filistin meselesiyle ilgili yayınlarımızdan Suudiler de memnun değil son zamanlarda ve baskı kurmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Ama Katar Emirliği bu konuda bize sonsuz güvence vermiş durumda." (Arsan) Katar'ın siyasi iddiası olmayan, kimsenin ekonomik desteğine ihtiyaç duymayan bir ülke olması, ileride karşılaşılacak müdahaleler açısından bir avantaj gibi görünüyor. Aydın Uğur'un dediği gibi gelecekte bu durum değişemez mi? Şimdilik 500 bin nüfusu olan Katar Emirliği, El Cezire'ye kol kanat germiş durumda. Irak Savaşı öncesinde şu soru sıkça sorulur olmuştu: "ABD Irak'a savaş açtığında ve Katar'daki üslerini de kullanmak istediğinde ya da Emir öldüğünde veya yerine bir başkası geçtiğinde El Cezire'nin durumu ne olabilir?" Yosri Fouda bu konuda da "iyimserdi: "Evet Katar'da ABD üsleri var, ama 'Irak hedef olduğunda kullandırmayacağız' diyor Katar Emirliği. Bu tür olasılıklar, problemli durumlar var evet... Katar'dan kovulsa bile, bir gün başka bir yerde mutlaka var olmaya devam edecektir El Cezire. El Cezire kapansa, onun değerlerini yaşatacak bir başka kanal mutlaka çıkar diye düşünüyorum. Aslında şu anda tek eksiğimiz Arap medya liginde bizimle rekabet edecek bir başka kanalın bulunmaması zaten." (Arsan) Fouda savaş öncesi iyimser görüse de, Amerikan Merkez Karargahı Komutanı General Tommy Franks, Irak savaşına komuta edeceği karargahın kurulduğu Katar'a savaştan günler öncesinden gitti. Üstelik ABD üslerinin kullanımından öte, Katar savaşta merkez üs oldu. Akıllara hemen El Cezire'nin yayınlarına ABD ve Katar Emirliği'nden müdahale olacağı geldi. Çünkü El Cezire, ABD ve İngiltere'nin tüm yanlı yayılarını deşifre etmiş, bu ülkelerin manipülasyonlarını ortaya dökmüş ve Irak'ta yaşananları gözler önüne sererken ABD halkı için bile giderek daha inandırıcı olmuştu. El Cezire'nin internetteki sitesi en çok ziyaret edilen siteler arasına girdi. Google ve Lycos arama motorlarının yetkilileri ''El Cezire'' adının savaş sırasında en çok aranan kelime olduğunu ve bu adla verilen aramaların ''seks'' kelimesinin bile 3 katına ulaştığını açıkladılar. Militaristler de boş durmadı tabii. Kendilerine ''Sanal Özgürlük Gücü Milisleri'' adını veren bilgisayar korsanları bir ara kanalın sitesini ele geçirip siteyi ziyaret edenleri Amerikan bayrağının bulunduğu bir siteye yönlendirmişlerdi. İnternete giren Amerikalıların yüzde 10'unun, savaşla ilgili bilgi almak için yabancı sitelere ve yabancı yayın organlarının web sayfalarına baktıkları saptandı. Savaş konusunda Amerikan kaynaklarından bilgi edinmeyi tercih edenlerin oranı ise yüzde 32. (A.A., 02.04.2003) İşgal kuvvetlerinin bu duruma sessiz kalmaları beklenemezdi tabii. El Cezire'nin muhabirlerine yönelik baskıların, kısa süreli gözaltıların ve arabalara açılan ateşlerin dışında, tıpkı Afganistan'da olduğu gibi kanalın Bağdat'taki bürosu da vuruldu. Kameraman Tarık Eyüp öldü muhabir Züheyr El Iraki yaralandı. Olaya kaza süsü vermek isteyen ABD güçleri, yabancı gazetecilerin kaldığı Filistin Oteli'ni de vurmak zorunda kalacak ve Reuters Haber Ajansı'nın kullandığı katta bulunan Ukraynalı foto muhabiri Taras Protsyuk ve İspanyol Telecino Televizyonu'nun kameramanı Jose Couso ölecek, üç gazeteci de yaralanacaktı. El Cezire yine Afganistan'daki gibi yalnızca işgalcilerin değil, Irak'ın da tepkisini çekecekti. Irak Enformasyon Bakanlığı da kanalın bazı yayınlarından rahatsız olmuş; bir muhabiri sınırdışı etmiş, diğerinin haber geçmesini yasaklamış, birkaç gün sonra yeniden izin vermişti. El Cezire hem yanlısı olmakla suçlandığı tarafa, hem de ABD'ye yine yaranamadı. Bağımsız yayıncılığını sürdürdükçe de yaranamayacak gibi görünüyor.
Bundan sonra? Kaynakça:
|
|
||||||||||||||||||