altYazılar/duruMedya

cinNet     altYazılar     çizgiDünya     cinAynalar     karşıYuvar     dipŞiirler     belGelik     baĞlantı  

 El Cezire Televizyonu… Bağımsız Yayıncılık Deneyimi

Gülcan Kaplan  

Körfez Savaşı'nı CNN'den izleyen tüm dünya, 11 Eylül saldırılarının ardından ABD'nin Afganistan'a başlattığı operasyonu Katarlı El Cezire Televizyonu'ndan takip etti. İlk dakikadan itibaren bölgeden sıcak haberler veren El Cezire, ayrıca Usame Bin Ladin ve Zawahiri'nin dünyaya meydan okuyan konuşmalarını tüm dünyaya geçerek adını duyurdu. CNN bile bu konuşmaları El Cezire'den alarak yayımlamaktan çekinmedi, son gelişmeleri El Cezire'ye bağlanarak seyircilerine aktardı.

Hem Taliban yöneticilerinin hem de muhalefetin görüşlerine yer veren televizyon, modern görünüşlü ve kravatlı muhabirleriyle dikkat çekti. Ancak bazılarınca "Arapların CNN'i" çalışanlarınca da "Arapların BBC'si" olarak tanımlanan El Cezire'nin "Ladin'in sesi" olduğu iddia edildi ve televizyon, yayınlarıyla hem Beyaz Saray'ı, hem de zaman zaman Taliban'ı kızdırdı.

30 ülkede 50'den fazla muhabiri olan El Cezire'nin hiçbir kanalın rağbet etmediği Sudan, Yemen, Eritre gibi yerlerde dahi bürosu bulunuyor. Hepsi modern görünümlü olan spikerleri canlı yayına bağlananlara cesur sorular soruyorlar. Kanal, "Şeriat ve Yaşam", "Sınırlar Ötesi", "Görüşler", "Açık Tartışma" ve "Çapraz Ateş" programlarıyla Arap dünyasında konuşulması tabu olan seks, yolsuzluk, kadın özgürlüğü gibi konuları gündeme getiriyor.

Arap dünyası için bu kadar radikal konulara el atabilen, 21. Yüzyılın "önemli" savaşını dünyaya duyuran El Cezire iletişim politikaları açısından incelenmeyi gerektiriyor.

El-Cezire'nin Yöneticisi Yosri Fouda, "Biz bir televizyon kanalıyız, peygamber değil. Elimizden geldiğince en iyi haberciliği ve programları yapmaya çalışıyoruz. İngiltere için Charles Dickens neyse, Arap dünyası için de El Cezire o işte! Ladin kasetleri sadece bizim değil, o gün dünyadaki hangi kanalın eline geçse yayınlaması gerekirdi. Oysa biz yayınladık diye teröristlerin propaganda aleti dediler bize. Aynı dönemde CNN'in ekranında ABD bayrağı dalgalanırken, biz sadece habercilik yapmaya çalışıyorduk. İşin daha komik yanı, bir başka Bin Ladin kasetini 'haber değeri taşımıyor' gerekçesiyle yayınlamadığımızda, bu sefer de 'neden yayınlamıyorsunuz?' diye suçlandık." diyor. (Arsan, 2002)

El Cezire'nin Türkiye temsilcisi Yusuf El-Şerif ise, Ladin'in görüntülerini yayınladıkları için aldıkları eleştirilere 'Biz, Kabil'in nabzını tutmaya çalışıyoruz. Bu bir gazetecilik olayıdır. Taraf tutmuyoruz. Savaşlarda iki tarafın da ne dediğini bilmek zorundayız. Hem ABD'deki hem Afganistan'daki olayları sansürsüz yayınlıyoruz." diyor.

Gerçekten böyle mi? Yoksa El Cezire, Beyaz Saray'ın iddia ettiği gibi "bir propaganda kanalı ya da Usame bin Ladin'in sesi" mi?

El Cezire Nasıl Kuruldu?
Herşey Arap dünyasında pek benzeri yaşanmamış bir devrimle başlar. Kasım 1995'te Katar Emiri Şeyh Hamid bin Halife el Thani babasını tahttan indirerek iktidara geçer. Genç kral, İngiltere'de eğitim görmüş, değişimden yana, liberal eğilimli genç kuşaktandır. Babasının cebinde ya da özel banka hesaplarında sakladığı krallığın parasını modern alt yapı harcamalarına yönlendirir. Yalnız babasına değil, bölgedeki klasik, değişime kapalı, despotik yönetim biçimlerine de soğuk bakmaktadır. Bu düşüncelerle 1996 yılında yarımada anlamına gelen El Cezire adında bir televizyon kurulmasını emreder. Televizyon için bir yönetim kurulu oluşturulur. Televizyonun 5 yıllık bütçesi olan 150 milyon doları peşin veren kral, hükümet ile televizyon arasında bağ olmamasını da ister. Ancak bir şartı vardır; bundan sonra televizyon kendi kendini çevirecektir.

Suudi Arabistan'ın etkisinde 1989'da kurulan MBC televizyonunun kötü tecrübelerinden yararlanılır. Çünkü bu televizyon da aynı niyetlerle kurulmuştur, ancak çok geçmeden Suud yönetiminin etkisine girmiştir. Bu arada BBC'nin 1994'te Arap dünyasına yönelik kurup işletmesini başaramadığı bir televizyonun kadrosu da tamamen transfer edilerek kadro ihtiyacı karşılanır.

Kanalın Genel Yayın Müdürü Emir'in ailesinden: Tamer el-Thani. Haber merkezinde yalnızca 350 kişi çalışıyor. En büyük özellikleri, hiçbir kanalın ilgilenmediği Eritre, Sudan, Yemen gibi yerlerde büro açması. 24 saat Arapça yayın yapan tek haber kanalı olan El Cezire, şu anda uydu aracılığıyla 22 ülkede izlenebiliyor. (Sabah, 09. 10. 2001) Televizyon, Arabsat 2A (Arab Satellite Communications Association) uydusundan yayın yapıyor.

El Cezire Nasıl Ünlendi?
Kurulduğu günden bu yana Arap televizyon kanalları arasında üstünlük kuran El Cezire, Ortadoğu'daki önemli gelişmelerin izlendiği neredeyse tek kanal durumunda bulunuyor. İzleyiciler, on yıllardır Arap televizyonlarının resmi propagandalarından, kendi televizyonlarında Arap liderlerin bitip tükenmek bilmez nutuklarından ve gösterişli kutlama törenlerinden bıkmışlardı. Arap izleyiciler bir yandan kendi televizyonlarında iktidar tekeliyle karşı karşıya kalırken, bir başka Arap ülkesinin televizyonunu açtıklarında, yine karşılarına iktidarların güç birliği çıkıyordu. (Schleifer)

El Cezire ise farklıydı, herkese açıktı; Suudi ve Iraklı muhalifler, sürgündeki komünistler, farklı islami mezheplerin temsilcileri, bir telefonla seslerini duyurur hale geldi. İzleyicilerin çekinmeden seksle ilgili sorular sordukları "Şeriat ve Yaşam", El Cezire'nin en çok izlenen programları arasında yerini aldı. Yani, istekleri ile resmi yasaklar ya da tabular arasında sıkışan Arap halkları için bu televizyon ciddi bir soluk alma kanalı oldu. (Schleifer)

Aralık 1998 ve Ocak 1999'da El Cezire habercilik anlamında iki büyük başarı elde etti: İlki, Afrika'da ABD büyük elçiliklerine yönelik saldırıdan hemen sonra, Washington'un bir numaralı düşmanı Usame Bin Ladin ile yapılan görüşme. İkincisi de Çöl Tilkisi operasyonu çerçevesinde İngiliz ve Amerikan bombardımanı sonrasında Saddam Hüseyin ile görüşülmesi. (Paris)

El Cezire'nin Arap dünyasında yıldız olmasındaki en önemli özellik, belki de İsrail haberlerini dahi yorumsuz ve tarafsız yayınlıyor olması. Filistin'de El Cezire'nin izlenme oranı yüzde. Jerusalem Post ve Jerusalem Daily gazeteleri de TV'nin tarafsızlığını öven haberler yaptı. (Schleifer)

El Cezire'nin en çok izlendiği ülkelerden biri de Irak. Ülkede uydu yayını yasak olduğu için El Cezire'nin programlarının çekildiği kasetler, ülke dışından getiriliyor. Ve kasetler elden ele dolaşıyor. Saddam da uluslararası bir mesaj vermek istiyorsa, El Cezire'nin dışında bir kanala konuşmuyor. 17 Şubat 2001 günü Irak'a düzenlenen hava operasyonunu, CNN'den 15 dakika önce yayınlayarak yine bir ilke imza attı. (Amin) Uluslararası gazetecilerin Bağdat'taki bir basın merkezinde toplanmasına izin verilirken, El Cezire'nin Bağdat'ta özel bir bürosu bulunuyor.

El Cezire'nin kendini tüm dünyaya kabul ettirmesi ise 11 Eylül saldırıları ve ardından ABD'nin Afganistan'a düzenlediği operasyon oldu. El Cezire, 11 Eylül'ün ardından El Kaide örgütünün lideri Usame bin Ladin'e ait kasetleri yayınlayarak ve Afganistan Savaşı'nda kimsenin giremediği Kabil'den yaptığı canlı yayınlarla göz doldurmuştu. Öyle ki, bu kez CNN gibi televizyonlar, El Cezire'den faydalanmıştı. ABD ve Britanya füzelerinin Afganistan semalarında belirdiği 7 Ekim gecesi, Katar'dan yayın yapan El Cezire televizyonunun "anchormanı" Muhammed Kicham, kulaklığından şu anonsu işitti: "Muhammed, şu an CNN, BBC ve Sky News'te canlı yayındasın..." Sonrasını ise dünya nüfusunun önemli bir kısmı biliyor. Önce Kâbil'e düşen bombaların, sonra da Suudi milyarder Usame bin Ladin'in önceden kaydedilmiş röportaj görüntülerini yüz milyonlar izledi. Bu mütevazı Arap televizyonu, harekatın başladığı pazar gecesi büyük bir habercilik olayına imza atarken, yayın görevlisinin anonsunda adı geçen haber kanallarıyla boy ölçüştüğünü de açıkça kanıtladı. Boşuna değil, Afganistan'dan canlı yayın yapabilen, Taliban'ın birkaç haber ajansı dışında herkesi sürdüğü Kâbil'de muhabir ve büro bulundurabilen tek televizyon El Cezire oldu. Tüm dünyanın ilgisini çeken kanal, Türk medyasında şu sözlerle yer buldu: "Tüm dünya Körfez Savaşı'nı CNN'den izlemişti. Dün akşam başlayan ABD operasyonunun canlı yayın yıldızı ise Katar'dan yayın yapan El Cezire televizyonu oldu. İlk dakikadan itibaren bölgeden sıcak haberler veren El Cezire, ayrıca Ladin ve Zawahiri'nin dünyaya meydan okuyan konuşmalarını tüm dünyaya geçerek adını duyurdu. CNN bile bu konuşmayı El Cezire'den alarak yayımlamaktan çekinmedi." (Bayramoğlu)

Aslında El Cezire'nin harekatın başladığı gece Kabil'den canlı yayını ve Bin Ladin röportajı ilk habercilik başarısı değil. Filistin'den en çarpıcı İntifada görüntülerini, Taliban'ın tarihi Buda heykellerini dinamitlemesini, Taliban yanlılarının ABD Kabil elçiliğini ateşe verdikleri gösterileri de El Cezire ekrana taşıdı. Bunun karşılığını Arap ülkelerinde "reyting" rekorları kırarak aldı. El Cezire yetkililerine göre kanalın hala 35 milyon daimi izleyicisi bulunuyor. Televizyonun internet kanalının ise 200 bin üyesi var ve her hafta siteye ortalama 2500 kişi daha üye oluyor.

Diğer Arap Ülkeleriyle ilişkiler
Başka ülkelerin ekonomik desteğine ihtiyaç duymaması ve siyasi iddiası olmaması Katar'ı diğer Arap ülkelerinden farklı kılıyor. Bu durum, El Cezire'nin karşılaştığı müdahaleler açısından da bir avantaj oldu. Bu özgürlükçü çizgi ilk etapta Fas, Ürdün, Suriye, Irak ve Mısır'da bürolarının kapatılmasına, muhabirlerinin sınırdışı edilmesi, hatta Libya, Tunus ve Fas'ın, El Cezire yüzünden Katar ile diplomatik ilişkilerini bile kesmesi sonucunu getirdi. El Cezire ne zaman bir Arap rejimini eleştirse o ülkenin büyükelçisi soluğu televizyonun stüdyolarında alıp resmi protestosunu bildirdi. Ama aynı büyükelçiler resmi tebligat bittikten sonra televizyon yöneticilerini "muhteşem" yayınlarından ötürü kutlamayı ihmal etmedi. El Cezire Arap liderlerin baskısıyla Arap Yayın Birliği'nden kovuldu ama aynı yıl üç uluslararası gazetecilik ödülünün sahibi oldu. Bir başka deyişle, Ortadoğu televizyon kuruluşlarının resmiyet dünyası dışından seslenen, tartışma ve yorumlarda daha özgür bir ses olan El Cezire televizyonundan izleyiciler memnun, iktidarlar rahatsız oldu. (Radikal, 03.03.2001)

Başta Fas, Ürdün, Mısır, Tunus, Kuveyt ve Suudi Arabistan olmak üzere birçok Arap ülkesi, bu ülke yönetimlerinin muhaliflerine söz hakkı tanıdığı için televizyonu kıyasıya eleştirdi, hatta El Cezire'nin eleştirel yayınları için Katar'a protestolar verdi.

Irak işgalinin yarattığı travma ve Körfez Savaşı'nın etkisiyle Kuveyt iktidarı, El Cezire'de yayınlanan tartışmaları pek içine sindiremedi. Kuveyt'teki rejim, Ortadoğu'da bağımsız ve eleştirel basına karşı en hoşgorülüsü olsa da, eleştirilerin bütün bir Arap dünyasında sahnelenmesini kabul edemedi. Kuveyt Enformasyon bakanı El Cezire'nin "aşırılıklarını" önlemek için uğraştı, El Cezire'ye kınama ve protesto mektupları gönderildi. (Paris)

Kanalın yayınlarından rahatsızlık duyan bir başka ülke de Suudi Arabistan oldu. 25 Temmuz 2002 tarihli bir tartışma programında, Suudi Veliaht Prensi Abdullah, Ortadoğu barış planı nedeniyle eleştirilere maruz kalmış, Filistinlilere ihanetle suçlandı. Suudi yönetimi ise, El Cezire'yi İsraillilere programlarında yer vermekle ve İsrail propagandasına alet olmakla itham etti. Suudi Arabistan, resmi gerekçe göstermeksizin Katar elçisini "birtakım istişarelerde" bulunmak üzere geri çağırdı. Riyad, böylelikle daha önce El Cezire'nin "kulağını çekmesi" yönünde yaptığı baskılara direnen Katar'a ciddi uyarı verdi. (Radikal, 01.10.2002)

El Cezire'den yakınanların arasında Ürdün hükümeti de bulunuyor. Ürdün Enformasyon Bakanı , 7 Ağustos 2002 günü, El Cezire'nin Amman bürosunun kapatıldığını, çalışma izninin iptal edildiğini, televizyon çalışanlarının Ürdün'de çalışmasına ya da bir başka aktivitede bulunmalarına izin verilmeyeceğini, kanal için tanınan imkanlara son verildiğini açıkladı. Enformasyon Bakanı Mohammad al-Adwan, El Cezire'nin "yanlışlarını" şöyle sıraladı: "Ürdün ve Ürdün'ün Arap kimliğiyle ilgili doğrudan ve sürekli yanlış yapması, Arap milliyetçiliğiyle ilgili konularda Mesleki ve ahlaki değerlerin uzağına düşmesi ve sadece program planlayıcıları dışında kimsenin bilmediği amaçlarına hizmet için sorunları kızıştırmaktan öte bir hedefi bulunmaması." Arap İfade Özgürlüğünü Savunma Örgütü'ne göre ise 6 Ağustos günü yayınlanan bir programda, "Irak'a olası Amerika Birleşik Devletleri müdahalesinde Ürdün'ün rolü konu edildiği" için kapatma kararı alınmıştı. (Cumhuriyet, 08.08.2002)

Filistin yönetimi bile 2001 yılında yayınlanan Lübnan savaşı konusunda yayınlanan bir belgeselden rahatsız olarak nedeniyle El Cezire'nin Ramallah'taki bürosunu kapatmıştı.

Aslında, El Cezire'nin diğer Arap ülkeleriyle ve onların medyasıyla ters düşeceğinin izleri 1998 yılına dayanıyor. Arap Uydu televizyonlar Birliği 1998'de El Cezire'yi üyeliğe davet ettiğinde koşullarından biri "yayınlarınızda Arap kardeşliğini savunacaksınız" olmuştu. Ancak El Cezire'den "Buna uyamayız, çünkü bazen gerçekler Arap kardeşliğine aykırı olabilir" yanıtını almıştı. (Duran)

Sonuçta, Katar'ın El Cezire televizyonu ile diğer Arap medyaları arasında bir işbirliğinden söz etmek imkansız.

Arap Dünyasında Bir İstisna Daha: El Manar Televizyonu
Görüldüğü gibi El Cezire televizyonu gerek yayın politikası bakımından gerekse örgütlenme yapısı bakımından ne diğer Arap televizyonlarıyla benzeşiyor ne de herhangi bir işbirliğine gidiyor. Ancak buna bir istisna var: Tıpkı El Cezire gibi Arap kamuoyu üzerinde etkili olan ve merkezi Beyrut'ta olan El Menar. Hizbullah'ın televizyon kanalı olan El Menar da El Cezire gibi haber kanalı olarak kurulmuş ama çizgisi ve gündemi daha çok siyasi bir amaca hizmet etmeye adanmış. El Manar, özellikle Arap kamuoyunu Filistin-İsrail sorunuyla ilgili bilgilendirip yönlendiriyor. Dünya onu en çok amatör kameralarla çekilen görüntülerden tanıyor.
Lübnan'da Parlamentoda temsil edilen, önemli kitle örgütleri olan Şii cemaatinin siyasi partisi Hizbullah'un televizyonu El Manar, El Cezire'nin açtığı yolda önemli aşamalar kaydediyor. Yayına başladığı günden yakın zamana kadar Hizbullah'ın propaganda televizyonu olarak bilinen El Manar'ın haber bültenlerinde ABD önceleri ya 'emperyalist' ya 'siyonistlerin baş destekçisi' ya da 'terörist' sıfatıyla birlikte anılıyordu, ancak son iki yıldır ABD'den sıfatsız olarak söz ediyor. Oysa ki El Manar, ikinci İntifada'nın başladığı günlerde İsrail kurşunlarıyla vurulan 10 yaşındaki Muhammed el Dura'nın kanlı görüntülerini 'Made in USA' altbaşlığı ile vermişti. (Amin) El Manar'da, Amerikan televizyonlarının aksine, Üsame bin Ladin'in adı da sıfatsız olarak kullanılıyor.

Minare anlamına gelen El Manar, yayın hayatına El Cezire'den 5 yıl önce,1991'de başladı. Haber ve görüntü kaynağı Güney Lübnan'daki İsrail işgaliydi. 90'lar boyunca da öyle kalacaktı. Şii Hizbullah Örgütü militanları, Güney Lübnan'ı işgal eden İsrail ordularına karşı ani saldırılar düzenliyor, İsrail güçlerini beklemedikleri zamanlarda, beklemedikleri yerlerde vurmaya çalışıyordu. Karakollar önce uzaktan atılan roketlerle vuruluyor, daha sonra amatör kamerayla izlenen Hizbullah milisleri hedeflerine gizlice yaklaşıp karakolun içine el bombası atıyorlardı. Karakollar daha sonra otomatik silahlarla taranıyor, atılan her kurşun kameraya kaydediliyordu. Hizbullah'ın milisleri, askeri savaşı, televizyon kanalı El Manar ise psikolojik savaşı yürütüyordu. Çünkü El Manar'da yayınlanan saldırı görüntüleri, sadece Arap değil İsrail kamuoyunu da etkiliyordu ve İsrail televizyonları, El Manar'ın görüntülerini anında yayınlıyordu. (Amin)

İsrail ordusu, 2000 yılı Haziran başında Lübnan'dan çekildi. El Manar Televizyonu Yayın Yönetmeni Hussein A. Hemayed, yaptıkları yayınların bunda etkili olduğunu şöyle dile getiriyor: "Uydu aracılığıyla yayın yapan Al Manar, islami bir TV kanalıdır. Kanalımız 1991 yılında kuruldu. Yerden yayına o yıl başladık. Uydu yayınına ise 25 Mayıs 2000'de başladık ki, İsrail ordusunun Lübnan'dan çekildiği gündür." (Hemayed)

El Manar'ın bugünkü gündemi artık ağırlıklı olarak Filistin sorunu ve Afganistan'da devam eden askeri operasyondan oluşuyor. Hizbullah'ın enformasyon ofisinden gelen bilgiler, anında haber bültenlerine aktarılıyor, El Manar aracılığıyla dünyaya yayınlanıyor.

Kanalın izleyici kitlesi 90'lı yıllarda ağırlıklı olarak Lübnan halkıydı. El Manar, bugün kendini bütün Müslüman ve Arapların kanalı olarak tanıtıyor. Televizyon, Ortadoğu'ya, Asya'ya, Afrika'ya Amerika kıtasına ve Orta Avrupa'ya şifresiz yayın yapıyor. El Manar, Arabsat 3A uydusundan 24 saat yayın yapıyor. El Cezire'den farklı olarak günde 8 defa Arapça, üç kere de İngilizce haber bülteni yayınlanıyor. Kanalın Beyrut'taki merkezinde 300 kişi çalışıyor ve bir çoğu işini gönüllü yapıyor. (Hemayed)

El Manar'ın yanısıra, Arap dünyasının iki büyük uydu TV kanalı MBC ve ANN'de de benzeri değişimlerin yaşandığını saptayan uzmanlar "Tüm bu değişikliklerin kökeninde El Cezire var. El Cezire artık bir ekol oldu, çünkü tayin edici olan TV izleyicisinin isteği…" diyor. (Amin)

El Cezire "Batıya" Ayak Uyduruyor
El Cezire, Avrupa ülkelerine yönelik İngilizce yayın başlatmaya hazırlanıyor. Britanya'nın The Times gazetesinin haberine göre, El Cezire 2003'ün ilk yarısında, haber ve haber analiz programlarını İngilizce yayınlamaya başlayacak. Öncelikle programların İngilizce kopyaları üretilecek, daha sonra izleyicinin talebine bağlı olarak aşamalı olarak ayrı bir İngilizce kanal kurulması gündeme gelecek. El Cezire'nin pazarlama müdürü Ali Muhammed Kemal, Avrupalı izleyicinin dünya olaylarını Ortadoğulu bir perspektiften görmesinin amaçlandığını söyledi. (Radikal, 02. 11. 2002) Ancak, El Cezire'nin bu girişimi, Irak savaşında ABD'yi desteklemesi beklenen Körfez İşbirliği Konseyi üyesi Bahreyn, Kuveyt, Umman, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar'ı da rahatsız edeceğe benziyor.

Televizyon, "batıya açılmanın" bir başka yolu olarak "markalaşmayı" seçiyor. Televizyon, önümüzdeki günlerde tüm dünyaya "El Cezire" markasını taşıyan kıyafet, güneş gözlüğü, parfüm ve cep telefonu pazarlayacak. Televizyonun pazarlama direktörü Ali Muhammed Kemal, "El Cezire" markasının tanıtımı için Londra'ya gitti. Kemal bu kararı "El Cezire, özgürlüğün sesi oldu. Batı ile Doğu, liberaller ile köktenciler, Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasında diyalog sağladı(…) Televizyonun tişört gibi ürünlerine çok yoğun ilgi vardı, neden bu işi daha profesyonelce yapmayalım ki dedik" diye açıklamıştı. (Radikal, 21. 10. 2002)

El Cezire'nin Geleceği?
Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Aydın Uğur, El Cezire televizyonunun sonuçta bir Arap televizyonu olduğunu söyleyerek gelecekte şu anki "bağımsızlığını" devam ettirememe ihtimaline dikkat çekiyor: "El Cezire, arkasında resmi ya da gizli bir iktidar ilişkisi olmayan, başında mesleki anlamda uyanık, dünyayı izleyen yöneticilerin olduğu bir televizyon. Siyaseten bir angajeye sahip olmaktan çok ticari bir işletme. Bu TV'yi mesleki açıdan girişimci insanların oluşturduğunu düşünüyorum. Yani 'kokuyu alıp' oradan işe giriştiler. Ve bu olayla birlikte dünya çapında inanılmaz bir reklam yaptılar. El Cezire'ye, patronunun, yöneticilerinin kim olduğundan çok, kullandığı dil açısından bakmak lazım. El Cezire bir araç, ama kime hitap ediyor? Araplar'a. Ve onların bakış açısıyla olaylara yaklaşıyor. Arap dünyasının özellikle İsrail olayından sonra, ABD'ye bakış açısı Türkler'den daha belirgin bir biçimde ABD karşıtıdır. El Cezire de yayın çizgisini buradan kurmuştur doğal olarak. Ancak kriz anlarında hiç kimse illüzyon sahibi olmasın, kriz başladığında artık at izi it izine karışır. 'Ben olayın ahlaki bilgisine sahip olacağım' diyenler hayal görür. İlgili devletler, güçler kapatırlar alanı ve bilgi çıkışını denetlemeden dışarı vermezler. Her yerde böyledir. Körfez Savaşı'nda da böyle oldu. Amerikalılar bunu Vietnam'da öğrendi(…) El Cezire'yi küçümseyerek söylemiyorum, ama bu süreçte eline Usame bin Ladin'in kasedi geçecek ve yayınlamayacak TV bilmiyorum. CNN de buna dahil. Peki bu kasetler sadece bir Arap dayanışması için mi El Cezire'ye gönderildi? Ladin neden 11 Eylül'de kullandığı ABD medyasını kullanmayı denemedi? Kasedi örneğin neden CNN'e göndermedi? Çok açık, Amerikan medyası ilk günün şaşkınlığıyla davranmaz ve o kaseti yayınlardı; ama eline yüzüne bulaştırırdı. (Uğur)

El Cezire'nin yöneticilerinden Fouda ise Arap dünyasının kalbinde, Arap perspektifiyle yayıncılık yapan bir kanalın yöneticisi olarak yayıncılıktaki özgürlüklerinin süreceğine inanıyor: "Doğrusunu söylemek gerekirse, BBC'de olduğundan daha özgür hissediyorum kendimi. Bence özgürlüğü ölümle bir tutmak gerek. Nasıl insan ölümü bir kez ziyaret edip dönemiyorsa, özgürlük de öyle işte. Katar'da gerçekten özgür yayıncılık yapabiliyoruz. Ama şunu da unutmamak gerek, biz bir televizyon kanalıyız, peygamber değil. Elimizden geldiğince en iyi haberciliği ve programları yapmaya çalışıyoruz. Ticarî bir kanal değiliz belki ama, yine de reklam gelirimiz var ve çoğu da Suudi Arabistan merkezli şirketlerden geliyor. Aslında Filistin meselesiyle ilgili yayınlarımızdan Suudiler de memnun değil son zamanlarda ve baskı kurmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Ama Katar Emirliği bu konuda bize sonsuz güvence vermiş durumda." (Arsan)

Katar'ın siyasi iddiası olmayan, kimsenin ekonomik desteğine ihtiyaç duymayan bir ülke olması, ileride karşılaşılacak müdahaleler açısından bir avantaj gibi görünüyor. Aydın Uğur'un dediği gibi gelecekte bu durum değişemez mi? Şimdilik 500 bin nüfusu olan Katar Emirliği, El Cezire'ye kol kanat germiş durumda. Irak Savaşı öncesinde şu soru sıkça sorulur olmuştu: "ABD Irak'a savaş açtığında ve Katar'daki üslerini de kullanmak istediğinde ya da Emir öldüğünde veya yerine bir başkası geçtiğinde El Cezire'nin durumu ne olabilir?" Yosri Fouda bu konuda da "iyimserdi: "Evet Katar'da ABD üsleri var, ama 'Irak hedef olduğunda kullandırmayacağız' diyor Katar Emirliği. Bu tür olasılıklar, problemli durumlar var evet... Katar'dan kovulsa bile, bir gün başka bir yerde mutlaka var olmaya devam edecektir El Cezire. El Cezire kapansa, onun değerlerini yaşatacak bir başka kanal mutlaka çıkar diye düşünüyorum. Aslında şu anda tek eksiğimiz Arap medya liginde bizimle rekabet edecek bir başka kanalın bulunmaması zaten." (Arsan)

Fouda savaş öncesi iyimser görüse de, Amerikan Merkez Karargahı Komutanı General Tommy Franks, Irak savaşına komuta edeceği karargahın kurulduğu Katar'a savaştan günler öncesinden gitti. Üstelik ABD üslerinin kullanımından öte, Katar savaşta merkez üs oldu. Akıllara hemen El Cezire'nin yayınlarına ABD ve Katar Emirliği'nden müdahale olacağı geldi. Çünkü El Cezire, ABD ve İngiltere'nin tüm yanlı yayılarını deşifre etmiş, bu ülkelerin manipülasyonlarını ortaya dökmüş ve Irak'ta yaşananları gözler önüne sererken ABD halkı için bile giderek daha inandırıcı olmuştu. El Cezire'nin internetteki sitesi en çok ziyaret edilen siteler arasına girdi. Google ve Lycos arama motorlarının yetkilileri ''El Cezire'' adının savaş sırasında en çok aranan kelime olduğunu ve bu adla verilen aramaların ''seks'' kelimesinin bile 3 katına ulaştığını açıkladılar. Militaristler de boş durmadı tabii. Kendilerine ''Sanal Özgürlük Gücü Milisleri'' adını veren bilgisayar korsanları bir ara kanalın sitesini ele geçirip siteyi ziyaret edenleri Amerikan bayrağının bulunduğu bir siteye yönlendirmişlerdi. İnternete giren Amerikalıların yüzde 10'unun, savaşla ilgili bilgi almak için yabancı sitelere ve yabancı yayın organlarının web sayfalarına baktıkları saptandı. Savaş konusunda Amerikan kaynaklarından bilgi edinmeyi tercih edenlerin oranı ise yüzde 32. (A.A., 02.04.2003)

İşgal kuvvetlerinin bu duruma sessiz kalmaları beklenemezdi tabii. El Cezire'nin muhabirlerine yönelik baskıların, kısa süreli gözaltıların ve arabalara açılan ateşlerin dışında, tıpkı Afganistan'da olduğu gibi kanalın Bağdat'taki bürosu da vuruldu. Kameraman Tarık Eyüp öldü muhabir Züheyr El Iraki yaralandı. Olaya kaza süsü vermek isteyen ABD güçleri, yabancı gazetecilerin kaldığı Filistin Oteli'ni de vurmak zorunda kalacak ve Reuters Haber Ajansı'nın kullandığı katta bulunan Ukraynalı foto muhabiri Taras Protsyuk ve İspanyol Telecino Televizyonu'nun kameramanı Jose Couso ölecek, üç gazeteci de yaralanacaktı.

El Cezire yine Afganistan'daki gibi yalnızca işgalcilerin değil, Irak'ın da tepkisini çekecekti. Irak Enformasyon Bakanlığı da kanalın bazı yayınlarından rahatsız olmuş; bir muhabiri sınırdışı etmiş, diğerinin haber geçmesini yasaklamış, birkaç gün sonra yeniden izin vermişti.

El Cezire hem yanlısı olmakla suçlandığı tarafa, hem de ABD'ye yine yaranamadı. Bağımsız yayıncılığını sürdürdükçe de yaranamayacak gibi görünüyor.

Bundan sonra?
Katar emiri, El Cezire'yi kurmak için 1996'da 150 milyon dolar harcamıştı. Televizyonun beş yıllık giderleri de bu bütçeye dahildi. Bu sürede, televizyon gelişecek ve reklamcıların da cazibe merkezi olacaktı. Televizyon tüm dünyada çok büyük ilgi gördü. Ne var ki Irak Savaşı öncesi reklam açısından pek de beklenen olmadı, yeterli reklam alma konusunda roblemler yaşadı. Bu noktada, Suudilerin engelleyici rolünden kuşkulanıldı. Ancak sebebi her ne olursa olsun, savaş sonrasında da El Cezire'nin reklam alamama sorunu sürerse, Katar hükümeti El Cezire'nin yayın hayatına devam etmesi için yeniden finansman sağlayacak ya da kanal yoluna devam etmek için yeni yöntemler bulmak zorunda kalacak. Bu da El Cezire'nin geleceği hakkında kesin yargılarda bulunmayı olanaksızlaştırıyor.

 yukarı
Kaynakça:
  • (Yazarın adı belirtilmemiş), (09. 10. 2001). Savaşın yıldızı: El Cezire, Sabah Gazetesi.
  • (Yazarın adı belirtilmemiş), (08.08.2002). Ürdün El Cezire'yi kapattı, Cumhuriyet Gazetesi.
  • (Yazarın adı belirtilmemiş), (02. 11. 2000). El Cezire Batı'ya açılacak, Radikal Gazetesi.
  • (Yazarın adı belirtilmemiş), (03.03.2001). Çölde Özgürlük Vahası, (New York Times gazetesinden çeviri), Radikal Gazetesi.
  • (Yazarın adı belirtilmemiş), (21. 10. 2002). El Cezire Adı Markalaşıyor, Radikal Gazetesi.
  • Amin, Hussein Amin (2000). Civil Society in the Arab World: The Role of Transnational Broadcasting, Transnational Broadcasting Studies, No. 4, Spring.
  • Arsan, Esra D., (21.07.2002). Yosri Fouda: "Peygamber değil, TV Kanalıyız", Cumhuriyet Dergi.
  • Bayramoğlu, Ali, (08.10.2001). El Cezire, Sabah Gazetesi.
  • Hemayed, Hussein A. (2002). Al Manar: A Satellite TV, http://www.manartv.com/
  • Karaalioğlu, Mustafa (16.10.2001), Bu Kez, Aynı Gösteriyi Sahnelemek Eskisi Kadar Kolay Olmayacak (Ragıp Duran ile röportaj), Yeni Şafak.
  • Paris, Gilles, (25.10.2001). Arapların Yeni Dünyası: El Cezire TV, Çev: Erol Önderoğlu, http://www.bianet.org/diger/arsiv.htm.
  • Schleifer, S. Abdallah, (2001). The Sweet and Sour Success of Al-Jazeera, Transnational Broadcasting Studies, No. 7, Fall/Winter.
  • Uğur, Aydın, (2002). Medya ve Terör Kan kardeşidir, Cosmopolitik Dergisi, kış sayısı
 yukarı

birgün bu kopkoyu
faşizmden sağ çıkarsam kendime ne söyleyeceğim?

Tıfıllar için tıklayın...


cinNet'e arabir sorulan sorular