![]() |
çıkMalar
|
![]() |
|||||||||||||||||
“Bunu bilmeyecek ne var?” demeyin. Bir şeyi sırf yaşadığımız, çok kereler gördüğümüz için bilmek ile aynı bilginin bu kez sınanabilir değişkenler aracılığıyla tanıtlanması, istatistiksel yöntemler eşliğinde tartışılıp genellemeye açılması, sözkonusu alanda önceden yazılanlar da göz önüne alınarak erbabınca paketlenmesi arasında epeyce bir fark var. ‘Bir kısım’ bilim işte hep bu malumu didiklemek, malumu başka başka yollarla ilan etmek esasına dayalı. O esastan yola çıkmaya zorunlu. Tek tek olaylardan genel olgulara varacak, sonra o ham olgulardan toplumsal yaşayışımızın kavramlarını, yapılarını kuracak çünkü. Aslında üçüncü sınıf ‘Hayat Bilgisi’nden dördüncü sınıf ‘Sosyal Bilgiler’e geçişte kitapların rengini solduran biraz da bu olsa gerek. James C. Kaufman yazar antolojilerinden derlediği verilere dayanan araştırmasında Amerika, Çin, Doğu Avrupa ve Türkiye’den toplam 1987 ‘rahmetli’ yazarın yaşam sürelerini karşılaştırıyor. İncelemenin temel amacı yazarların yaşam sürelerindeki farklılaşmaları ürün verilen dallara göre belirlemek: düzyazı kurgu yazarları (romancılar, öykücüler), şairler, oyun yazarları, kurgulamayan yazarlar (inceleme, eleştiri, gezi, anı yazarları…). Ülkelere, bir de cinsiyete göre bu dört farklı edebiyatçı türünün hangisinin ömrü ortalama olarak ne kadar vefa etmiş, makale işte bunun kapsamlı istatistiğini veriyor. Kaufman’dan ögrendiğimiz kadarıyla yazı çizi işleriyle uğraşanların bu işlere hiç bulaşmayanlara oranla daha genç öldüğü literatürde zaten çoktandır bilinen bir gerçek. Şairlerin diğer edebiyatçılara oranla daha kısa ömürlü olduğu da gene uzmanların malumu. Kaufman’ın istatistikleri bu durumu iyiden iyiye ayrıntılandırmaya yarıyor. Dört farklı kültürden derlenen toplam rakamlara bakacak olursak, şairler ortalama 62.2 yıl yaşamış. Bunu 63.4 yıl ile oyun yazarları izliyor. Romancılar 66 yıl, sıcak evinde oturup anılarını kaleme alanlarla onun bunun yazdıklarını çekiştirenler paşa paşa 67.9 yıl yaşıyor. Yalnız, ülkeler arasında kimi farklılıklar da var: Doğu Avrupa ile Türkiye’de oyun yazarları aslında şairlerden biraz daha kısa yaşamış. Gerçi oyun yazarlarının sayısı şairlere göre hem çok düşük, hem de bunların ne kadarının aynı zamanda şair olduğunu bilmiyoruz. Merak edenler için memleketin istatistiklerini toptan verelim: romancılar 64.9 yıl, şairler 62.1 yıl, oyun yazarları 60.7 yıl, ‘kurgulamayanlar’ (gerçekleri, yalnızca gerçekleri yazanlar) 67.4 yıl. Gene görülüyor ki dünyada bir insanın başına gelebilecek talihsiz olaylardan birisi de Çin’de şair olmak. “Saat Çin’i vurdu birden: pirinççç” demeye kalmadan, Çinli şairler 58.9 yıllık bir ortalama ömürle edebiyatçılar arasında en hızlı yüz metreyi koşmuş oluyor. Çinli yaşlı bilge şair efsanesi de böylece tarihin karanlık sularını boyluyor. Siz siz olun, Çince şiir yazmaya yeltenmeyin. Ama Amerikan yurttaşlığına geçip Mavi Yolculuk anılarınızı kaleme almanız sizin için hayırlı olabilir, 72.7 yıl yaşamanız mümkün. Bu arada Kaufman Finli yazarların ilham gelsin için kendilerini içkiye vurduğunun bilimsel olarak saptandığını belirtmeden de geçemiyor. Bakınız siz şu uyanık Finlilerin yaptığına. Ya alkol olmasaydı…belki Finlandiya edebiyatı bugün yerinde sayacaktı.
Kaufman şairlerle edebiyatçıların geri kalanı arasında ortalama yaşam süresindeki bu farklılaşmayı iki ana nedene bağlıyor: Birincisi, şairler, özellikle de kadın şairler ‘ruh ve sinir’ hastalıklarına, psikopatolojik rahatsızlıklara yakalanmaya diğer edebiyatçılardan daha eğilimli. Şairin zorunlu olarak çokça içine dönük olması, yakasına tüm dillerde yapışan o koyu efkar, olası bir bunalımı daha da körüklüyor. Bunalım ile ortalama ömür beklentisi de tüm araştırmalarda ters orantılı. İkinci bir neden ise şairlerin diğer edebiyatçılara oranla daha genç yaşlarda parlayıp edebiyata daha erken doyması. Sözgelişi, şairler 20’li yaşlarında romancılardan iki kat daha üretken. Böylelikle diyelim aynı yaşta ölen iki genç edebiyatçıdan şair olanı daha çok iz bırakmış oluyor, antolojilerde de daha çok sayıda genç şair kendine yer bulabiliyor. Elbette tüm bu kuru istatistiklerin soramadığı, söyleyemediği şeyler de var. Böyle araştırmalar “Daha kısa yaşayan şairlerin şiiri güdük mü kalıyor?” ya da “Sıkı romancı olmak için bünyeyi sağlam tutmak şart mıdır?” gibi çetrefil soruların yakınından bile geçemiyor. Gelgelelim ben kendi hesabıma kişinin her yaşının, belki ayrı bir romanı değil ama, mutlaka ayrı bir şiiri olabileceğini düşünüyorum. Şairlerin genç öldüğü ne kadar malumumuzsa, ileri yaşında en duru sesini bulan şairler de o kadar malumumuz. Genç ölmek hayatın hiçbir alanında erdem sayılmamalı.
|
|
||||||||||||||||||