![]() |
çıkMalar
|
![]() |
|||||||||||||||||
"Ağlamayan çocuğa meme vermezler" sözünde "meme" tüm yaşamsal gereksinimlere karşılık gelirken, buna ulaşmanın tek yolu ise "ağlamak" olarak sunulur. Son derece basit bir çözüm önerilmektedir; memeye mi ihtiyacın var ya da canın meme mi istedi o halde ağlayacaksın, başka çaresi yok! Ağlarsan meme senin, ağlamazsan da meme filan yok sana. Sözkonusu atasözünün pratik alandaki işlevini anlamak için öncelikle teorik olarak ele almakta yarar var; bunun için de özellikle ağlamak eylemi üzerinde durmak gerekir. Genel olarak sözlüklerde ağlamak eylemi "acı, üzüntü ve sevincin etkisiyle göz yaşı dökmek" olarak tanımlanır. Ya fiziksel bir etki görerek acı duyacak ve ağlayacaksınız, ya birini ya da birşeyinizi kaybettiğinizden dolayı üzüntü duyacak ya da sizi öylesine sevindiren bir olay olacak ki sevincinizden oturup ağlayacaksınız. Yani "canım çok acıdı ağladım", "gidişine çok üzüldüm, ağladım" ve "yarışı kazandığıma çok sevindim, ağladım". Tüm bu ifadelerde "ağlamak" bir sonuçtur. Bu sonucun ötesinde daha başka şeylerin de ima edildiğini düşünmek ya da bir beklentinin varlığından sözetmek her ne kadar olası ise de zorunlu değildir ve dolayısıyla fazlasıyla kişisel bir alana gönderme yaparak gerçekte olandan uzaklaşmamıza neden olur. Sonucun ötesinde olasılık dahilindeki başka bir şeyin ima edilmesi ise, en azından yukarıda verilen durumlar için bir (art)niyetin varlığından ve sonuç olarak ağlamanın görünen nedenlerinden kuşku duymamıza yol açacaktır.
"Ağlamayan çocuğa meme vermezler" atasözündeki sonuç, "meme vermek (/almak)"dir. Bu durumda "ağlamak" nedendir; anlam olarak bakıldığında ise "ağlamak" bir araç özelliği taşımakta ve dolayısıyla biçim olarak daha çok bir ara-neden işlevi görmektedir. Yani bir ara-neden olarak "ağlamak", çocuğun anneye "ben acıktım" mesajını iletme yolu ya da aracıdır. Böyle bir kavrayış, atasözünü düz anlamıyla ve bir önerme olarak ele aldığında, ön-kabullerinin ya da öncüllerinin dile getirilmesiyle daha açık olacaktır:
Sözkonusu atasözüne geri dönmek gerekirse, "ağlamayan çocuğa meme vermezler" cümlesinde asıl anlatılmak istenen "hakkını aramasını bilmeyenin, durumundan da yakınmaması gerektiği"dir. Şimdi bu noktada hakkınızı, yani "adaletin, hukukun gerektirdiği veya sizin için ayırdığı şeyi (payı)" ya da "emeğinizin karşılığını" alamadığınızda doğal olan bunları yani hakkınızı aramanız; doğal olmayan ise hakkınızı aramamanız olarak sunuluyor. İlk bakışta oldukça doğru bir yaklaşım gibi görünüyor olsa da, burada "hakkın alınamaması" durumunun doğal ya da sıradan bir şey haline dönüştürülmesi yani meşrulaştırılması sözkonusu; başka bir deyişle doğal olarak edinmeniz gereken ya da baştan beri sizin olan bir hak, aranarak bulunması ya da edinilmesi için fazladan bir mücadele verilmesi gereken bir şey olarak tanımlanmakta. O zaman bu hak dediğimiz şey ya gerçekte bizim hakkımız olan bir şey değil ya da en iyimser bakışla sözkonusu pay bizim için henüz ayrılmış değil. Anne-çocuk çözümlemesine geri döndüğümüzde bu bir anlamda "çocukların belli aralıklarla acıkacağı" gerçeğinin bilincinden uzak bir annenin durumunun da haklılandırılması demek değil midir?
|
|
||||||||||||||||||