çıkMalar

cinNet     altYazılar     çizgiDünya     cinAynalar     karşıYuvar     dipŞiirler     belGelik     baĞlantı  

  GÜLMEK İÇİN AĞLAMAK
"AĞLAMAYAN ÇOCUĞA MEME VERMEZLER" SÖZÜNÜN ÇELİŞKİLİ DOĞASI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

Funda Neslioğlu

Günlük yaşamımızda dramın ya da trajedinin yoğunlaştığı anlarda devreye girerek zaman zaman içinde bulunduğumuz durumu özetleyen ve geleceğe yönelik yol göstericilik işlevi gören deyim ve atasözlerimizden biri de "ağlamayan çocuğa meme vermezler" sözüdür. Hatta bu atasözünü yaşamınızın belli dönemlerinde o kadar sıklıkla duymaya başlarsınız ki, bir zaman gelir üzerine düşünmekten kendinizi bir türlü alamazsınız.

"Ağlamayan çocuğa meme vermezler" sözünde "meme" tüm yaşamsal gereksinimlere karşılık gelirken, buna ulaşmanın tek yolu ise "ağlamak" olarak sunulur. Son derece basit bir çözüm önerilmektedir; memeye mi ihtiyacın var ya da canın meme mi istedi o halde ağlayacaksın, başka çaresi yok! Ağlarsan meme senin, ağlamazsan da meme filan yok sana.

Sözkonusu atasözünün pratik alandaki işlevini anlamak için öncelikle teorik olarak ele almakta yarar var; bunun için de özellikle ağlamak eylemi üzerinde durmak gerekir. Genel olarak sözlüklerde ağlamak eylemi "acı, üzüntü ve sevincin etkisiyle göz yaşı dökmek" olarak tanımlanır. Ya fiziksel bir etki görerek acı duyacak ve ağlayacaksınız, ya birini ya da birşeyinizi kaybettiğinizden dolayı üzüntü duyacak ya da sizi öylesine sevindiren bir olay olacak ki sevincinizden oturup ağlayacaksınız. Yani "canım çok acıdı ağladım", "gidişine çok üzüldüm, ağladım" ve "yarışı kazandığıma çok sevindim, ağladım". Tüm bu ifadelerde "ağlamak" bir sonuçtur. Bu sonucun ötesinde daha başka şeylerin de ima edildiğini düşünmek ya da bir beklentinin varlığından sözetmek her ne kadar olası ise de zorunlu değildir ve dolayısıyla fazlasıyla kişisel bir alana gönderme yaparak gerçekte olandan uzaklaşmamıza neden olur. Sonucun ötesinde olasılık dahilindeki başka bir şeyin ima edilmesi ise, en azından yukarıda verilen durumlar için bir (art)niyetin varlığından ve sonuç olarak ağlamanın görünen nedenlerinden kuşku duymamıza yol açacaktır.

"Ağlamayan çocuğa meme vermezler" atasözündeki sonuç, "meme vermek (/almak)"dir. Bu durumda "ağlamak" nedendir; anlam olarak bakıldığında ise "ağlamak" bir araç özelliği taşımakta ve dolayısıyla biçim olarak daha çok bir ara-neden işlevi görmektedir. Yani bir ara-neden olarak "ağlamak", çocuğun anneye "ben acıktım" mesajını iletme yolu ya da aracıdır. Böyle bir kavrayış, atasözünü düz anlamıyla ve bir önerme olarak ele aldığında, ön-kabullerinin ya da öncüllerinin dile getirilmesiyle daha açık olacaktır:
1. Çocuk (sanırım bebek demek daha doğru) ağlıyorsa acıkmıştır.
1.1. Çocuk ağlamıyorsa aç değil demektir.
2. Çocuk acıkırsa doyurulması/meme verilmesi gerekir.
2.1. Çocuk, açlığını giderme işini tek başına yapamaz (dolayısıyla yardım alması gerekir).
2.2. Çocuk ağlayarak, annesinden kendisini doyurmasını ister.
2.3. Çocuğun ağladığını gözlemişse anne, çocuğa meme verir.
2.3.1. Çocuğun ağlamadığını gözlemişse anne, çocuğa meme vermez.
2.3.1.1. Çocuğun ağladığını gözlemlememişse anne, çocuğa meme vermez.
2.3.2. Anne çocuğu gözlemler.
3. Memenin verilmesiyle çocuk açlığını gidermiş olur.
4. Açlığı giderilen çocuk ağlamayı keser.

Yukarıdaki tüm aşamalar olmaksızın da ortalama zekaya sahip bir kişi, ağlayan bir çocuğa ne yapılması gerektiğini pekala bilir. Fakat başka bir açıdan bakıldığında olayın sadece neden-sonuç ilişkisiyle açıklanamayacağı ve fazladan bir şeylerin de önceden kabulünün gerektiği (özellikle bir olay olmaktan öte bir atasözü olarak ele alındığında) görülür. Örneğin çocuğun ağlayabilme yetisinin olması (yani göz yaşı bezlerinin kontrolünü olumsuz etkileyen bir beyin rahatsızlığının ve refleksif bozuklukların olmaması durumu), çocuğun ağlamasının ne anlama geldiğini anlayabilecek (yani sürekli ve doğru olarak çocuğu gözlemleyen) ve gerekeni yapacak bir anne (2.3.2.).

Bu noktada sorulması gereken soru "ağlamayan çocuk"tan daha çok anneye biçilen rolle ilgilidir; sürekli ve doğru olarak gözlem yapan annenin, çocuğunun acıktığını anlaması için neden ağlamasını beklemesi gerekir? Çocuk ağladığında ona meme verileceği sonucuna bizi götüren iyimserliğin kaynağı nedir? Ya da bir anne çocuğun acıktığını tahmin edip ona ağlama fırsatı vermeden meme veriyorsa, bu durum çocuğun mükemmel bir anneye sahip olduğu, ama aynı zamanda berbat bir geleceğin onu beklediği anlamına mı gelir (çünkü sonuçta doğal olarak hakkı olan şey ona sunuluyor, fazladan bir şey yapması da gerekmiyor.)? Acaba bütün sorun çocuğun hakkı olan bir şeyi almasının zorunluluğu ve annenin de bunu vermedeki özgürlüğüyle mi açıklanabilir?

Sözkonusu atasözüne geri dönmek gerekirse, "ağlamayan çocuğa meme vermezler" cümlesinde asıl anlatılmak istenen "hakkını aramasını bilmeyenin, durumundan da yakınmaması gerektiği"dir. Şimdi bu noktada hakkınızı, yani "adaletin, hukukun gerektirdiği veya sizin için ayırdığı şeyi (payı)" ya da "emeğinizin karşılığını" alamadığınızda doğal olan bunları yani hakkınızı aramanız; doğal olmayan ise hakkınızı aramamanız olarak sunuluyor. İlk bakışta oldukça doğru bir yaklaşım gibi görünüyor olsa da, burada "hakkın alınamaması" durumunun doğal ya da sıradan bir şey haline dönüştürülmesi yani meşrulaştırılması sözkonusu; başka bir deyişle doğal olarak edinmeniz gereken ya da baştan beri sizin olan bir hak, aranarak bulunması ya da edinilmesi için fazladan bir mücadele verilmesi gereken bir şey olarak tanımlanmakta. O zaman bu hak dediğimiz şey ya gerçekte bizim hakkımız olan bir şey değil ya da en iyimser bakışla sözkonusu pay bizim için henüz ayrılmış değil. Anne-çocuk çözümlemesine geri döndüğümüzde bu bir anlamda "çocukların belli aralıklarla acıkacağı" gerçeğinin bilincinden uzak bir annenin durumunun da haklılandırılması demek değil midir?

 yukarı

birgün bu kopkoyu
faşizmden sağ çıkarsam kendime ne söyleyeceğim?

Tıfıllar için tıklayın...


cinNet'e arabir sorulan sorular