çıkMalar

cinNet     altYazılar     çizgiDünya     cinAynalar     karşıYuvar     dipŞiirler     belGelik     baĞlantı  

 Açık Ofis Sayıklamaları

D. Burcu Eğilmez 

Açık ofiste çalışmak üzerine bir yazı yazmak aralıklarla aklıma geliveren bir başlık olmakla beraber üzerinde durulması gereken bir konu mu karar veremiyordum. Ne de olsa bir kısmımız bizzat açık ofislerde çalışıyor ve üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri yaşıyordu. Bir diğer kısmımız da böyle bir deneyime sahip olmadığından zaten konu hakkında dertlen(e)miyordu. Yani açık ofis üzerine söz söylenmese de olurdu. Ta ki ben devlete ait çalışma mekanlarında çok da rastlamadığımız bu uygulamanın bilmem ne belediyesinde de hayata geçirildiğine dair küçük bir habere/duyuruya rastlayıncaya kadar... Konu özel sektör sınırlarını aşmış ve devlet dairelerine intikal etmişti. Bu da daha en az elli yıl açık ofis hükmünün - özel sektör vazgeçse de - süreceği anlamına geliyordu ki bunu anlamak o kadar da kolay değildi. Kısacası, daha sonra ayrıntılı olarak ifade etmeye çalışacağım ve çoktan hakkında hükmümü verdiğim böylesi bir uygulamaya ne gerek vardı?

Sosyal bilimlere aşina olanlarımız için mekanların ve mekansal kurguların da bir diskur üzerine inşa edilebileceği ya da bizzat bir diskura işaret edebileceği çok da yeni bir bilgi değildir. Özellikle de söz konusu kavram ile sadece dil ile ya da dilde kurgulanan bir form kastedilmediğinden çeşitli mekan ve sosyal gruplarda vuku bulan pratikler, inançlar ya da ilişkiler de “diskur”u oluşturan yapılar olarak ele alınabilmektedir. Hal böyle olunca herhangi bir mekan kurgusunun ve bu kurguya dayalı diskur analizinin de geniş bir alanı kapsayabileceği açıktır. Diğer bir deyişle “mekan” bir çalışma ofisi, bir ulus-devlet, büyük bir metropol, metropolün görece kıyısında bir mahalle ya da bir hamam da olsa ne şekilde kurgulandığı ya da amaçlanan kurgunun belki de amacını aşarak ne tür bir diskur yarattığı tartışılabilir. Bu sebeptendir ki uluslararası ilişkiler, sosyoloji, siyaset bilimi gibi farklı disiplinler konuyu aidiyet, iktidar ilişkileri, cemaat, kimlik, ulus-devletlerarası ilişkiler gibi farklı boyutlarıyla ele alıp incelemektedir. Bu yazının temel amacı akademik çalışmaları tekrar etmek ya da herhangi bir disiplin üzerinden konuyu analiz etmek olmadığından yazının devamı “açık ofis” olarak tabir edilen mekanın kurgusu, bu kurgunun nasıl bir diskur üzerine inşa edildiği ve nasıl tökezlediği üzerine subjektif bir deneme niteliğinde olacaktır. Burada açıklık getirilmesi gereken bir diğer nokta da yazılanların tamamen yazarın kişisel deneyiminden kotarıldığı, bu yüzden de her açık ofis mimarisinin aynı şekilde kurgulanmamış olabileceği gibi her açık ofis çalışanının da aynı dertlerden muzdarip olmayabileceğidir. Söze dökülenler de bunca yıldır içinde devinilip durulan mekana şöyle bir geriden bakıldığında akla üşüşenler, sayıklamalar olacaktır. Öyleyse nedir açık ofisle derdim(iz)?

Açık ofis adı üzerinde açıktır. Peki, bu nasıl bir açıklıktır? Öncelikle mekanın fiziksel yapısına ilişkin bir açık olma durumu vardır. Duvar yoktur mesela, odalar da (varsa da yönetici erbabı için ayrılmıştır). Tabi duvarları olmayan bir mekana çalışanları yerleştirmek için de özel çözüm önerileri geliştirilmiştir. Çalışanın özel alanının sınırlarını çizen masa o kadar büyük olamayacağından “workstation” tabir edilen, panellerle (genelde yanınızdakinin ya da karşınızdakinin kafasını ve sesini bloklama hünerine sahip değildir) ayrılmış ikili ya da dörtlü masalar sunulur işverene. Tabii bu “workstation”ların ne şekilde yerleştirileceği de diğer bir önemli konudur. Şekil labirent mi olacaktır, masaların arasındaki koridorlar ne genişlikte olmalıdır, masalar cam kenarlarına mı koyulmalıdır, bilgisayar ekranları nasıl yerleştirilmelidir, vs. vs... Sorular ve sorunlar arttırılabilir. Ama cevapları aslında kolay ve nettir. Çalışanların panellerle ayrılmış “workstation”ları aralarındaki koridorlar ne şekilde yapılandırılırsa yapılandırılsın çalışanlar görünür ve gözetlenebilirdir. Ayrıca çalışanlar arasındaki tüm sınırlar sıfırlanmış, kurulan fiziki ortamla herkesin özel hayatı herkese açılmıştır. Ek olarak bir diğer hususu da göz önünde bulundurmakta fayda var. Çalışanlar bu şekilde denetlenir ve gözetlenirken, çalışanların ilişkileri bu kadar iç içe geçirilmişken yöneticilere ayrılan alanlar daha “özel”dir. Onların da workstation’ları vardır var olmasına ama muhakkak daha büyüktür. Bu masalar illa ki pencere kenarlarında ya da stratejik yerlerde çalışanları ve çalışanların kullandıkları bilgisayar ekranlarını en iyi gözetebilecek konumdadır. Rütbe arttıkça workstation’dan camlarla kaplı odalara transfer şansı artar. Ve hatta o pencereler jaluzilerle gizlenerek daha da korunaklı mekanlara dönüşebilir. Sonuç olarak şekli nasıl olursa olsun bir yandan çalışanlar arasındaki duvarlar azaltılıp, tuhaf bir ilişki formu yaratılırken (dip dibe, iç içe), diğer taraftan orta ve üst kademe yöneticiler için iktidarlarını pekiştirecek yeni yaşam alanları hayata geçirilir. Kurgunun ilk etabı bu fiziki organizasyondur.

Fiziki olarak açıklık yukarıdaki şekilde açıklanabilirken tüm bu yapının nasıl bir diskura göre kurgulandığını anlamak için yine açıklık kelimesinden başlanabilir ve literal anlamın ötesinde “açıklık” kelimesinin vurguladıkları sorgulanabilir. Açıktır ki, “açıklık” içinde görünebilirlik, gözetlenebilirlik, ortada olmak gibi yan anlamları da barındırır. Yukarıda bir parça değinmeye çalıştığım fiziksel ortam da tam da buna göre şekillendirilmiştir. Yönetim bilimleri külliyatında muhtemelen bu şekilde bir yapılanmanın “şeffaflık, açık iletişim, daha az hiyerarşi, vb.” bin bir çeşit karşılığı vardır. Ki yönetim bilimleri penceresinden bakıldığından açık ofis yapısıyla başarılmak istenenleri anlamak o kadar da zor değildir. Duvarlar, kapılar olmayacak; çalışan-yöneten ekibi aynı alan içerisinde diyalog içersinde bulunacak; zaten ekip çalışması yapıldığından iletişim için vakit kaybedilmeyecek; birbirini sürekli gören ve konuşan bir çalışan gurubu böylece daha verimli çalışacak; üstüne üstlük çalışanlar birbiriyle “arkadaş” olacaktır. Yönetim bilimlerinin bu hedefleri ne kadar tutturduğu ayrıca tartışılabilecek olsa da, konuya biraz daha eleştirel yaklaşmak bizi farklı sonuçlara da götürebilir. Diğer bir deyişle yaratılan çalışma ortamında hedeflenenin, yukarıda ifade edilmeye çalışılan yönetim bilimleri jargonu ile paralel bir “ofis hayatı” olduğunu kabullensek bile bu yapılanmanın altında başka şeyler aramamak ne yazık ki biraz safdillik olur. Açık ofis kurgusunda ve diskurunda özellikle iki noktaya dikkat çekilmelidir. Birinci nokta şimdiye kadar birkaç kez işaret etmeye çalıştığım “gözetleme ve kontrol” pratiklerinin büyük bir başarıyla hayata geçirilmesi ve bunun da iktidarı pekiştirmesidir. Bu gözetleme ve kontrol pratiklerinin tohumu kurgulanan fiziki ortamla atılmıştır zaten. (Mümkün mertebe bilgisayar ekranları daha üst düzeydeki yöneticilerin görüş alanındadır. Bedeninizin zaten gözetim altında olduğu açıktır. vs. vs.) Bu durum ister istemez akla panoptikon ve Foucault’u getirir ki bunun da özel bir çaba gerektirmediği açıktır. Böylece açık ofislerde yöneticilerin iktidarı “gözetleyen ve kontrol eden” konumuyla pekiştirilir. İktidar bir şekilde hayatımızın her alanına yayılmış ve her türlü ilişki de kendini gösteriyor olsa da açık ofiste bunu yansımaları daha da açıktır. Mesela gün içerisinde yapmanız gereken işleriniz varsa sorun yoktur. Ama çalışma temposunun değişiklik gösterdiği, iş yoğunluğunun azaldığı dönemlerde sancılı anlar yaşanabilmektedir. Ekranlar yöneticilerin ya da çalışma arkadaşlarının bakışlarına açık olduğundan “işsizlik” durumları için çeşitli manevralar geliştirilmeye başlanır. Tabiidir ki açık ofis çalışanlarının internet bağlantıları vardır. Ve yine tabii olmalıdır ki çalışanlar söz konusu nimetten faydalanmaktadır. Ancak gözetlenen ekranlar söz konusu olduğunda çalışanların sürekli huzursuz olmaları, ekranlarında mümkün mertebe işle ilgili açık bir dosya bulundurulup tehlike anında explorer’ı indirip diğerini açmaları yaşanların bir kısmıdır. Acıklı olan da insanların bu şekilde “ çalışır görünme” ikiyüzlülüğü ile kendilerini korumak zorunda bırakılmalarıdır. İktidarın bu şekilde kurgulandığı ortamlarda iktidar sahibi olmayanların bu tür manevralar geliştirmeleri şart olmamakla birlikte çoğunluğun tercihini bu yönde kullandığı da tarafımca gözlemlenmektedir. Toparlamak gerekirse açık ofis kurgusu bir yandan iktidarı güçlendirecek bir “açıklık” sağlarken diğer taraftan çalışanları ikiyüzlü manevralar geliştirmeye itmektedir. Yani yönetim bilimlerinin ulvi amaçları açık ofiste ne yazık ki beklendiği şekilde vücut bulamamaktadır.

Açık ofis kurgusunun iktidarı kuvvetlendiren diskuru tarafımca bu şekilde özetlenebilirken durumun bir de en az bu kadar rahatsız edici “girift ilişkiler” bölümü var. Yukarıda çeşitli vesilelerle değinilen iç içe, dip dipe yaşam formu ne yazık ki istenilse de istenilmese de kişiyi içine çeken, yutan bir hale dönüşebilmektedir. Bu noktada kastettiğim ilişki formu, gündelik hayatın içerisinde muhabbet etmek, bir şeyler paylaşmak dışında sizin ya da karşınızdakinin isteği dışında kurulan ilişki biçimidir. Açıklamaya çalışayım... Açık ofiste odalar ve duvarların yerine salonlar ve “workstation”ları bölen paneller bulunduğunu tam da bu nedenle her türlü sesin herkes için duyulabilir olduğunu ifade etmeye çalıştım. Bu da yanınızdaki ya da karşınızdaki ya da iki masa ilerideki arkadaşınızın her türlü konuşmasını duymanız, çalan her telefondan haberdar olmanız demektir ki sorun da zaten burada başlamaktadır. Bu durumun üretimi zorlaştıran, fiziki arızalara yol açan (baş ağrısı, kafanın kazan gibi olması, vs.) bir kuru gürültünün içinde günün büyük bir bölümünü geçirmeniz demek olduğu açıktır. Ama daha da kötüsü bir süre sonra kendi görüş alanınız içerisindeki çalışma arkadaşlarınızın ne tür hayatları olduğunu (karısına tavrını, varsa sevgilisiyle, annesiyle konuşmalarını, ne pişireceğini, akşam sevişip sevişmediğini, hangi arkadaşının aradığını) gündelik telefon konuşmalarından çıkartabilir duruma gelmenizdir. Duymamaya çalışmak, kulaklık takmak bir yere kadar çözüm olsa da bunca korunan alanlara isteğimiz ve istekleri dışında başka insanların telefon konuşmaları aracılığı ile hayatlarının, dertlerinin, gündelik sorunlarının sızması can sıkıcı olabilmektedir. Bir adım ilerisi de istemeden bile olsa etrafınızdaki bir sürü çalışma arkadaşınızın kişiliklerini dolaylı yollardan keşfetmenizdir. Yöneticilere ya da çalışma arkadaşlarına atıp tutanların gözünüzün önünde ilgili kişilerle bambaşka ilişkiler kurması, çalışma arkadaşlarınızın müşteriyle yaptığı konuşmada ne kadar kaba ya da tam tersine ne kadar kibar olduğunu görmeniz, kat görevlisi ile kurulan diyalogların biçimi bile kişilikler hakkında bir sürü ipucu verebilmektedir. Ve ilk başlarda eğlenceli gelen gözlem ve analiz kısmı bir süre sonra tavırlarınıza, yargılarınıza sinerek duvarlar ötesinden kurulabilecek ilişkilerden daha sağlıksız ilişkilere sebep olabilmektedir. Ne de olsa yavaş yavaş tanımanın, karşınızdakinin rutin hayatının her parçasına tanık olma zorunluluğunun olmamasının çok daha keyifli bir yanı vardır... Ama açık ofis denen hengamede ne yazık ki ilişkiler daha çabuk tüketilmekte, sinirler daha çok yıpranmaktadır.

Sözün özü;
Bir vakte kadar açık ofis dediğimiz çok da üzerinde durulacak bir konu değildi. Beyaz yakalıydık ve açık ofislerde çalışıyorduk. Başlangıçta eğlenceli, hareketli, muhabbetliydi. Ama kırmızı hap çok geçmeden etkisini gösterdi. Erk sahiplerinin sürekli etrafımızda olması, daha az erk sahiplerinin ise korunma manevraları çalışma hayatından alınabilecek “üretim” hazzını gittikçe azaltıyordu. Gün sonunda kafamız kazan gibi oluyordu. Sürekli yan bölmede oturan arkadaşın telefonuna bakmak için yerimizden kalkıp duruyorduk. Üç masa ileride oturan arkadaşın müşteriyle telefonda yaptığı kavgaya tanık olup sinirlerimiz gereksiz yere zıplayabiliyordu. İnsan ilişkilerinin nasıl da farklı dengeler üzerinde salındığı gözümüze gözümüze giriyordu. Yöneticilerin bakışlarını sık sık üzerimizde ve ekranlarımızda hissedip “işim yok, internetteyim”/ “işim yok varmış gibi görünmeliyim” ikilemi arasında yitip gidiyorduk. Bunca koruduğumuz alanlarımıza başkalarının hayatları sızıyordu. Tabii buradan hareketle aslında gördüğümüz ve belki çok da merak etmediğimiz bir sürü insanın kişiliklerini de keşfediyorduk. Ve biz yapacak bir şey olmadığını kabullenmiştik...

Elbette yönetim bilimleri organizasyon yapısı, ofis yapılanması, daha verimli çalışma alanları üzerine kafa patlatacak ve ideal çözümü bulacaktır! Belki de bulmuşlardır! Şimdilik açık ofisi aratmayacak bir çözüm bulmalarını dilemekten başka çare yok. Zaten her halükarda bizim o yeni ve ideal çözümü hayatımıza geçirmemiz daha zaman alacak. Bundan belki bir on yıl sonra mobilyaların yenilenmesi gerektiğinde ya da başka bir binaya taşınılması gerektiğinde moda ofis tasarımları yeniden gündeme alınabilir elbette. Ama şimdilik gidişat, açık ofis uygulamasının giderek yaygınlaşması yönünde.

Ve birinin daha “üretken”, her anlamda daha “dürüst”, kurmak istediği ilişkiyi kendisi seçen özneler yaratabilecek bir çalışma ortamı kurgulaması gerekli. Aksi takdirde....

 yukarı

birgün bu kopkoyu
faşizmden sağ çıkarsam kendime ne söyleyeceğim?

Tıfıllar için tıklayın...


cinNet'e arabir sorulan sorular