![]() |
çıkMalar
|
![]() |
|||||||||||||||||
Açık ofiste çalışmak üzerine bir yazı yazmak aralıklarla aklıma geliveren bir başlık olmakla Sosyal bilimlere aşina olanlarımız için mekanların ve mekansal kurguların da bir diskur üzerine inşa edilebileceği ya da bizzat bir diskura işaret edebileceği çok da yeni bir bilgi değildir. Özellikle de söz konusu kavram ile sadece dil ile ya da dilde kurgulanan bir form kastedilmediğinden çeşitli mekan ve sosyal gruplarda vuku bulan pratikler, inançlar ya da ilişkiler de “diskur”u oluşturan yapılar olarak ele alınabilmektedir. Hal böyle olunca herhangi bir mekan kurgusunun ve bu kurguya dayalı diskur analizinin de geniş bir alanı kapsayabileceği açıktır. Diğer bir deyişle “mekan” bir çalışma ofisi, bir ulus-devlet, büyük bir metropol, metropolün görece kıyısında bir mahalle ya da bir hamam da olsa ne şekilde kurgulandığı ya da amaçlanan kurgunun belki de amacını aşarak ne tür bir diskur yarattığı tartışılabilir. Bu sebeptendir ki uluslararası ilişkiler, sosyoloji, siyaset bilimi gibi farklı disiplinler konuyu aidiyet, iktidar ilişkileri, cemaat, kimlik, ulus-devletlerarası ilişkiler gibi farklı boyutlarıyla ele alıp incelemektedir. Bu yazının temel amacı akademik çalışmaları tekrar etmek ya da herhangi bir disiplin üzerinden konuyu analiz etmek olmadığından yazının devamı “açık ofis” olarak tabir edilen mekanın kurgusu, bu kurgunun nasıl bir diskur üzerine inşa edildiği ve nasıl tökezlediği üzerine subjektif bir deneme niteliğinde olacaktır. Burada açıklık getirilmesi gereken bir diğer nokta da yazılanların tamamen yazarın kişisel deneyiminden kotarıldığı, bu yüzden de her açık ofis mimarisinin aynı şekilde kurgulanmamış olabileceği gibi her açık ofis çalışanının da aynı dertlerden muzdarip olmayabileceğidir. Söze dökülenler de bunca yıldır içinde devinilip durulan mekana şöyle bir geriden bakıldığında akla üşüşenler, sayıklamalar olacaktır. Öyleyse nedir açık ofisle derdim(iz)?
Açık ofis adı üzerinde açıktır. Peki, bu nasıl bir açıklıktır? Öncelikle mekanın fiziksel yapısına ilişkin bir açık olma durumu vardır. Duvar yoktur mesela, odalar da (varsa da yönetici erbabı için ayrılmıştır). Tabi duvarları olmayan bir mekana çalışanları yerleştirmek için de özel çözüm önerileri geliştirilmiştir. Çalışanın özel alanının sınırlarını çizen masa o kadar büyük olamayacağından “workstation” tabir edilen, panellerle (genelde yanınızdakinin ya da karşınızdakinin kafasını ve sesini bloklama hünerine sahip değildir) ayrılmış ikili ya da dörtlü masalar sunulur işverene. Tabii bu “workstation”ların ne şekilde yerleştirileceği de Fiziki olarak açıklık yukarıdaki şekilde açıklanabilirken tüm bu yapının nasıl bir diskura göre kurgulandığını anlamak için yine açıklık kelimesinden başlanabilir ve literal anlamın ötesinde “açıklık” kelimesinin vurguladıkları sorgulanabilir. Açıktır ki, “açıklık” içinde görünebilirlik, gözetlenebilirlik, ortada olmak gibi yan anlamları da barındırır. Yukarıda bir parça değinmeye çalıştığım fiziksel ortam da tam da buna göre şekillendirilmiştir. Yönetim bilimleri külliyatında muhtemelen bu şekilde bir yapılanmanın “şeffaflık, açık iletişim, daha az hiyerarşi, vb.” bin bir çeşit karşılığı vardır. Ki yönetim bilimleri penceresinden bakıldığından açık ofis yapısıyla başarılmak istenenleri anlamak o kadar da zor değildir. Duvarlar, kapılar olmayacak; çalışan-yöneten ekibi aynı alan içerisinde diyalog içersinde bulunacak; zaten ekip çalışması yapıldığından iletişim için vakit kaybedilmeyecek; birbirini sürekli gören ve konuşan bir çalışan gurubu böylece daha verimli çalışacak; üstüne üstlük çalışanlar birbiriyle “arkadaş” olacaktır. Yönetim bilimlerinin bu hedefleri ne kadar tutturduğu ayrıca tartışılabilecek olsa da, konuya biraz daha eleştirel yaklaşmak bizi farklı sonuçlara da götürebilir. Diğer bir deyişle yaratılan çalışma ortamında hedeflenenin, yukarıda ifade edilmeye çalışılan yönetim bilimleri jargonu ile paralel bir “ofis hayatı” olduğunu kabullensek bile bu yapılanmanın altında başka şeyler aramamak ne yazık ki biraz safdillik olur. Açık ofis kurgusunda ve diskurunda özellikle iki noktaya dikkat çekilmelidir. Birinci nokta şimdiye kadar birkaç kez işaret etmeye çalıştığım “gözetleme ve kontrol” pratiklerinin büyük bir başarıyla hayata geçirilmesi ve bunun da iktidarı pekiştirmesidir. Bu gözetleme ve kontrol pratiklerinin tohumu kurgulanan fiziki ortamla atılmıştır zaten. (Mümkün mertebe bilgisayar ekranları daha üst düzeydeki yöneticilerin görüş alanındadır. Bedeninizin zaten gözetim altında olduğu açıktır. vs. vs.) Bu durum ister istemez akla panoptikon ve Foucault’u getirir ki bunun da özel bir çaba gerektirmediği açıktır. Böylece açık ofislerde yöneticilerin iktidarı “gözetleyen ve kontrol eden” konumuyla pekiştirilir. İktidar bir şekilde hayatımızın her alanına yayılmış ve her türlü ilişki de kendini gösteriyor olsa da açık ofiste bunu yansımaları daha da açıktır. Mesela gün içerisinde yapmanız gereken işleriniz varsa sorun yoktur. Ama çalışma temposunun değişiklik gösterdiği, iş yoğunluğunun azaldığı dönemlerde sancılı anlar yaşanabilmektedir. Ekranlar yöneticilerin ya da çalışma arkadaşlarının bakışlarına açık olduğundan “işsizlik” durumları için çeşitli manevralar geliştirilmeye başlanır. Tabiidir ki açık ofis çalışanlarının internet bağlantıları vardır. Ve yine tabii olmalıdır ki çalışanlar söz konusu nimetten faydalanmaktadır. Ancak gözetlenen ekranlar söz konusu olduğunda çalışanların sürekli huzursuz olmaları, ekranlarında mümkün mertebe işle ilgili açık bir dosya bulundurulup tehlike anında explorer’ı indirip diğerini açmaları yaşanların bir kısmıdır. Acıklı olan da insanların bu şekilde “ çalışır görünme” ikiyüzlülüğü ile kendilerini korumak zorunda bırakılmalarıdır. İktidarın bu şekilde kurgulandığı ortamlarda iktidar sahibi olmayanların bu tür manevralar geliştirmeleri şart olmamakla birlikte çoğunluğun tercihini bu yönde kullandığı da tarafımca gözlemlenmektedir. Toparlamak gerekirse açık ofis kurgusu bir yandan iktidarı güçlendirecek bir “açıklık” sağlarken diğer taraftan çalışanları ikiyüzlü manevralar geliştirmeye itmektedir. Yani yönetim bilimlerinin ulvi amaçları açık ofiste ne yazık ki beklendiği şekilde vücut bulamamaktadır.
Açık ofis kurgusunun iktidarı kuvvetlendiren diskuru tarafımca bu şekilde özetlenebilirken
Sözün özü; Elbette yönetim bilimleri organizasyon yapısı, ofis yapılanması, daha verimli çalışma alanları üzerine kafa patlatacak ve ideal çözümü bulacaktır! Belki de bulmuşlardır! Şimdilik açık ofisi aratmayacak bir çözüm bulmalarını dilemekten başka çare yok. Zaten her halükarda bizim o yeni ve ideal çözümü hayatımıza geçirmemiz daha zaman alacak. Bundan belki bir on yıl sonra mobilyaların yenilenmesi gerektiğinde ya da başka bir binaya taşınılması gerektiğinde moda ofis tasarımları yeniden gündeme alınabilir elbette. Ama şimdilik gidişat, açık ofis uygulamasının giderek yaygınlaşması yönünde. Ve birinin daha “üretken”, her anlamda daha “dürüst”, kurmak istediği ilişkiyi kendisi seçen özneler yaratabilecek bir çalışma ortamı kurgulaması gerekli. Aksi takdirde.... |
|
||||||||||||||||||