Mesaj ve Medya (Medyum) Üzerine
Sevgili CinNet,
Sitene, benimle yapılmış bir söyleşiyi koymuş, dolayısıyla da benimle düşünsel bir uyum içinde olduğunu hissettirmişsin. Gün geçtikçe daha da çoraklaşan bir iklimde en küçük bir yankının bile bazen normalden çok daha fazla bir etkisi, yapıcılığı söz konusu olabiliyor. Senin ilgin de beni şevklendirdi. Ancak, yazıyı siteye koyarken bir de not eklemişsin ki bu, öncelikle senin gibi bir dostumun, ama aynı zamanda da konuyla ilgilenebilecek başkalarının kafasında oluşabilecek kuşkuları gidermeyi gerektiren bir özellik taşıyor. Notunda diyorsun ki “. "Medyum (ortam) mesajı belirler" ilkesine sıkıca bağlı olduğunu bildiğimiz Kılıç'ın "Cumhuriyet" gibi son zamanların (uzun zamanların) tartışmalı medyasında arz-ı endam etmesi üzerine de düşündük elbette”...
Blog Kültürü ve CinNet
CinNet evi’ni açtığımız da yıl 2004’dü. O aralar memlekette blog ve benzeri uygulamalar çok popüler değildi. Bir Facebook’umuz bile yoktu. Aradan bir yıl geçmişti ki, pek çok web olayında yaşadığımız gibi bir anda bloglar her bir yanımızı sardı. Dijital uçurumun bu yakasında yaşayan bizim gibi beyaz yakalı ofis çalışanları için artık bir blog kültürü içinde yaşadığımızı söyleyebiliriz...
Açık Ofis Sayıklamaları
Açık ofiste çalışmak üzerine bir yazı yazmak aralıklarla aklıma geliveren bir başlık olmakla beraber üzerinde durulması gereken bir konu mu karar veremiyordum. Ne de olsa bir kısmımız bizzat açık ofislerde çalışıyor ve üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri yaşıyordu. Bir diğer kısmımız da böyle bir deneyime sahip olmadığından zaten konu hakkında dertlen(e)miyordu...
YAZIK!
ÜLKEMİZ GEREKSİNDİĞİ “Kahraman” SAVCIDAN YOKSUN
Bizim tiyatro metinleri ve sahnesiyle ailecek aramız yoktur pek. Yine de sağda solda kulağımıza çalınan bazı oyunları (gidip sahnede izlemeye yüreğimiz yetmediği için) metninden okumuşluğumuz vardır. Bizim kuzen yeni erkek arkadaşının peşinden drama atölyelerinde koştururken bulup buluşturduğu ve bütün bir gece bizi esir ederek okuma provaları yaptırdığı bir oyun vardı. Brecht’in kaleme aldığı Galileo...
“ŞAİRLER GENÇ ÖLÜYOR”
Geçenlerde Ölüm Araştırmaları (Death Studies) adında bir akademik yayına rast geldim. Bekleneceği üzere, son derece iç karartıcı yazıları bir araya getirmek konusunda hiçbir külfetten kaçınmayan, çokça psikoloji ağırlıklı mümtaz bir dergi. Gerçi yılda on sayı çıktığına göre yayıncıları özgün makale bulmakta hiç güçlük çekmiyor anlaşılan. İşte bu derginin 2003 Kasım ayı sayısında California Devlet Üniversitesi’nden genç bir yardımcı doçentin imzasını taşıyan, hem ucu bize de dokunan ilginç bir istatistiksel araştırma yer alıyor: “Esin Perisi’nin Ettiği: Şairler Genç Ölüyor.”...
GÜLMEK IÇIN AGLAMAK
"AĞLAMAYAN ÇOCUĞA MEME VERMEZLER" SÖZÜNÜN ÇELİŞKİLİ DOĞASI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Günlük yasamımızda dramın ya da trajedinin yoğunlaştığı anlarda devreye girerek zaman zaman içinde bulundugumuz durumu özetleyen ve gelecege yönelik yol göstericilik işlevi gören deyim ve atasözlerimizden biri de "ağlamayan çocuğa meme vermezler" sözüdür. Hatta bu atasözünü yaşamınızın belli dönemlerinde o kadar sıklıkla duymaya başlarsınız ki, bir zaman gelir üzerine düşünmekten kendinizi bir türlü alamazsınız...
Telif Hakları, Korsan ve İnternet Açısından Kitap Okurunun Konumu
Ülkemizde, ister telif olsun ister çeviri ya da derleme, kitap üretiminin sorunları, kitabın da herhangi bir maldan farklı olmadığından hareketle, oldukça özel kalmaktadır. Çünkü herhangi yasal bir engel olmamasına karşın söz konusu ürün öteki ürünlerden çok daha zor dağıtılır çok daha zor pazarlanır. Ne olursa olsun bunun en ağır bedelini biz okurların ödediği apaçıktır; zira ya aradığımız kitabı baskısı olmadığı için bulamayız ya da pahalı olduğundan bulduğumuz kitabı alamayız. Kuşkusuz Cem Akaş kadar radikal biçimde korsan “güzellemesi” yapacak değilim ama orta yerdeki sorun üretici olarak yayıncıdan çok, tüketici olarak okuru vurmaktadır...
Mesafeler Evreninde Bir Küçük Nokta: Türkiye
Tehlike ne zaman büyüktür? Yakın olduğunda. Bir ülkenin ülküleri, o ülkeyle ne kadar yakından bağlantılı, o ülkede ne kadar kökleşmişse sözü edilen ülke o derecede büyük yani tehlikeli olur. Modern Türklerin neredeyse üç yüzyıldır hangi ülkülerin peşinden koşacağı sorusunun yanıtı büyük ölçüde Avrupa denen topraklarda kök salmış görünüyor. Ne var ki, hep kendi dışında bir yerlerde erişilmesi gereken bir uzak ülke gibi görünen Avrupa'ya yaklaştıkça başarıyla gelen doygunluk duygusunun yerine belirsizliğin tetiklediği tedirginlik ağır basmaktadır....
Ekran Korucuları
Rüyamda oğlum ve karım kaçırılmış. Çaresizlik içinde kıvranırken, acımın verdiği güçle uçmaya başlıyorum ve bilmediğim şehrin bir yerlerine ulaşıyorum. Hiç bilmediğim bir binaya giriyorum, dışardan bir özelliği olmayan bu binanın içi akıl almaz büyüklükte. Meğer ki duvarların içinden geçebiliyormuşum. Binanın alt katında, tıpkı filmlerdeki gibi diye düşünüyorum o an, kimi alt kültürlü gençler dans edip eğleniyorlar, seksenler diyorum. Uçuyorum, tıpkı çok yetenekli bir panther ya da spidercam gibi -diye düşünüyorum rüyamda, ama tavan en az yüz metre yukarda...
PERFORMANS (TÜRKÇE -TURKISH)
Performans, Anarşik bir yapıdadır...Hiç bir kuralı yoktur...Hiç bir geleneğe bağlı değildir...Anti-akademiktir...Avant avant garde/reddeden sanat içinde reddedendir...Performansın tanımı yapılamaz, zaten yeni bir tanım yapmaktır...Her performans böylece kendini tanımlar... Sayısız malzemesi sonsuz çeşidi vardır; her türlü eylemden "performans yapıldığı bilinciyle yapılmasıyla" ayrılır.. ...
Duvarına Bir Mondrian Asmak İsteyenlere Birkaç İpucu
Bir Mondrian resmi yapmak için –bazı sanat eleştirmenlerinin müstehzi bir ifadeyle söyledikleri gibi- gerçekten de pek az şeye ihtiyacımız vardır : dikdörtgenler, kareler, üç ana renk (mavi/sarı/kırmızı), siyah, gri ve beyaz. Zamanında, bir insan evladının bu kadar “doğru” renkler kullanarak böyle kaymak gibi pürüzsüz dikdörtgenler boyamış olması epeyce hayranlık yaratmış olsa da biz elimizdeki çizim programlarından ve renk kataloglarından faydalanabiliriz.
Felsefenin Yurdu -Bir Dünya Kongresi Öyküsü-
Bunca yıl sonra Marx'ı yeniden doğrulamak için bunca masrafa gerek var mıydı? Dünya sorunları karşısında felsefenin, tutunabileceği bir dal kalmış mıdır? Uluslararası ilişkileri biçimlendiren odaklar en az elli yıldır türlü türlü adlar taşıyan strateji belirleme merkezlerinin elindeyken felsefecilerin ağzından çıkanlar kimlerin kulağına girebilecektir?
seyfullah pazarcıklı yazdı...
Felsefe Yoksulluğu Okumalıdır
Bu kısa metnin temel çıkış noktası Türkiye'de olduğu gibi tüm dünyada giderek temel çelişki(ler) yumağında önemli ölçüde yer tutmaya başlayan yoksulluk olduğuna göre; yukarıdaki soruyu bu eksende açımlamak gerekecek.
ahmet orhan yazdı...
Atinalıların Devleti
Drakon'dan önceki devletin yönetim biçimi şöyleydi: Memurlar yüksek soyluluk ve zenginlik göz önünde tutularak seçiliyorlardı. Memurluklar önceleri ölünceye kadar, sonraları on yıl için veriliyordu.
aristoteles yazdı...
Sokrates Sokrates'in ölümü İÖ 399 yılına düştü, ve Platon Sokrates öldüğü zaman onun yetmişinde ya da bunun biraz üzerinde olduğunu söylediği için, İÖ 470 yakınlarında doğmuş olmalıdır. f. copleston yazdı...
Beriki Türkiye'nin Arkeolojik Eleştirisine Katkı Girişimi Aslında onlar Beriki Türkiye'nin gerçek temsilcileri değiller; ama Beriki Türkiye'nin omuzlarında yükseldiği birkaç payandadan biri olduklarını söylemek yanlış olmaz. iki teyze bir kuzen yazdı...
Bir Baba Patron Profili... Eskiden, davası kızıla çalanlardandım ben; ama eskiler artık sevmez beni, mafyacılıkla itham ederekten. Ne zorluklar çektim ben bu günlere gelene kadar; ama en sonunda anladım ki, boyumuz Amerika'nın bizi ölçtüğü kadar. Bir de dönek diyorlar bana, ki ne hadlerine düşmüş; onlar sefil, onlar cahil, benim gücüm bu düşünceyle büyümüş. erdem yazdı...
|